TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ
ANA SAYFA BİZE ULAŞIN BAĞLANTILAR SİTE HARİTASI

18 KASIM 2019 PAZARTESİ  

HAKKIMIZDA MEVZUAT YAYINLAR KOMİSYONLAR TUPOB KOLOKYUM
ADANA  ANKARA  ANTALYA  BURSA  DİYARBAKIR  İSTANBUL  İZMİR  KAYSERİ  KONYA  MUĞLA  SAMSUN  TRABZON
SPOBİS ÜYE GİRİŞİ SPOBİS PERSONEL GİRİŞİ

GENEL MERKEZ 

 
 
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB

      KİT'LERİN KAPATILMASI; "PİREYE KIZIP YORGAN YAKMA" HİKAYESİ

HABER

Yayına Giriş Tarihi: 29.03.2002
Güncellenme Zamanı: 29.03.2002 14:41:46
Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ

 

 
"70 yıldır ülke ekonomisinin lokomotifi olmuş KİT'ler, sorgusuz sualsiz kapatılmak isteniyor! KİT'lerin ekonomik ve verimli yönetilmesi için stratejiler geliştirilmesi gerekirken, kapatılmaları tek seçenek olarak dayatılıyor. Bulundukları bölgede doğrudan ve dolaylı olarak yarattıkları istihdam kapasitesiyle hala önemlerini koruyan bu kuruluşların kapatılması sonucu KİT'lerin bulunduğu yerlerde ekonomik bir çöküş yaşanacaktır. İşsiz kalacak kişilerin büyük şehirlere olacak göçü, ciddi mekansal ve sosyal yaralar açacaktır. Kapatılacak KİT'lerin bulundukları bölgede yaratacağı boşluğun doldurulmasına yönelik herhangi bir planlama yapılmamaktadır. Her sektörde olduğu gibi, planlı gelişme ve kamu yararına yönelik seçenekler dışlanmaktadır."
 

BASINA VE KAMUOYUNA
30 Mart 2002

"70 yıldır ülke ekonomisinin lokomotifi olmuş KİT'ler, sorgusuz sualsiz kapatılmak isteniyor! KİT'lerin ekonomik ve verimli yönetilmesi için stratejiler geliştirilmesi gerekirken, kapatılmaları tek seçenek olarak dayatılıyor. Bulundukları bölgede doğrudan ve dolaylı olarak yarattıkları istihdam kapasitesiyle hala önemlerini koruyan bu kuruluşların kapatılması sonucu KİT'lerin bulunduğu yerlerde ekonomik bir çöküş yaşanacaktır. İşsiz kalacak kişilerin büyük şehirlere olacak göçü, ciddi mekansal ve sosyal yaralar açacaktır. Kapatılacak KİT'lerin bulundukları bölgede yaratacağı boşluğun doldurulmasına yönelik herhangi bir planlama yapılmamaktadır. Her sektörde olduğu gibi, planlı gelişme ve kamu yararına yönelik seçenekler dışlanmaktadır."


Bugünlerde basında ve kamuoyunda yoğun bir biçimde KİT'lerin kapatılması tartışılıyor. Tartışmalar, KİT'lerdeki işgücü verimsizliği ve dolayısıyla kamuya ve ekonomiye yük olduğu görüşleri etrafında yoğunluk kazanıyor.

KİT'lerdeki verimsizliğin ve etkinlik sorunlarının nedenleriyle ilgili farklı kişilerin ve kuruluşların değişik değerlendirmeleri olduğunu biliyoruz. Verimli yönetilemeyen KİT'lerin etkin ve verimli yönetilmesi için stratejilerin geliştirilmesi üzerinde kamu yönetiminin düşünce geliştirmesi de beklenebilecekken, ille de bunların özelleştirilmesi ya da en son olarak büyük çoğunluğunun kapatılması seçenekleri üzerinde politika yapmak, siyasi çevrelerde "kamu iktisadi teşekkülü" mantığının ve KİT'lerin görünmeyen toplumsal işlevlerinin tam olarak anlaşılamadığını gösteriyor.

Daha da vahimi, bazı siyasi çevrelerce KİT'lerin toplumsal işlevlerinin önemsenmediğini düşünmek bile istemiyoruz. Ama görünen o ki, ekonomiyi "piyasa"dan ibaret algılayan IMF, KİT'lerle ilgili kararını çoktan vermiş ve siyasi kadrolara dikte etmiş durumda.

Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler, tespit edilen bazı KİT'lerin Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporları doğrultusunda kapatılmasının söz konusu olduğunu açıklıyor. Bu raporlarda KİT'lerdeki kötü yönetim örneklerinin açığa çıkarıldığını tahmin edebiliriz ama Denetleme Kurulunca kapatılması yönünde görüş verilmiş olmasına ihtimal vermeyiz. Eğer denetleme mekanizması böyle bir icra kararı üretilmesine yardımcı oluyorsa, denetimin ruhuna aykırı olarak, siyasi kadroların yönlendirmesi ve baskısıyla bu raporları yazıyor demektir. Bu da, toplumda genel olarak erozyona uğrayan kamu denetimine inancın bundan sonra da yara almaya devam edeceğini gösteriyor.

Bugün kapatılması üzerinde çalışmalar yapılan KİT'ler, 1930'lu yıllardan itibaren, hayati öneme sahip toplumsal öncelikler gözetilerek kurulmuştur. Anadolu'nun değişik bölgelerinde kurulan KİT'ler, bir yandan ülkenin sanayileşmesinin lokomotifi olurken, bir yandan da kuruldukları bölgelerde ekonominin ve toplum yaşamının gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Karadeniz Bakır İşletmeleri, Elazığ Gübre Sanayii, Gerede Çelik Konstrüksiyon A.Ş., Türkiye Zirai Donatım Kurumu A.Ş., TTK, Türkiye Kömür İşletmeleri, ETİ Bakır (Murgul), Divriği Hekimhan gibi KİT'ler, bulundukları bölgelerin ekonomik ve toplumsal yaşamını geliştirmiş ve coğrafi olarak nispeten dengeli bir sanayileşmenin mümkün olmasını sağlamıştır. Bu KİT'ler, yalnızca çalışan işçiler ve aileleriyle değil, bulundukları bütün irili ufaklı yerleşmelerdeki, bölgelerdeki yan sanayinin, ticaretin, hizmetlerin gelişmesine yaptıkları katkılarla birlikte düşünülmelidir.

IMF, Doğu Karadeniz bölgesinin göç vermesinin ve İstanbul'un yönetilemez düzeyde büyümesinin yarattığı toplumsal sorunlarla ilgili siyasi sorumluluk taşımıyor olabilir. Ama Türkiye Büyük Millet Meclisi, Murgul'daki Bakır İşletmelerinin kapatılması sonunda açıkta kalacak binlerce işsizin ve bölgedeki ekonomik ve toplumsal durgunluğun yarattığı büyük şehirlere yeni göç dalgalarının siyasi hesabını vermek zorundadır. Aynı şekilde, Türkiye Kömür İşletmelerinin kapatılmasından sonra Zonguldak'ın ve Batı Karadeniz'in ekonomik çöküşünün hesabını da topluma birilerinin vermesi gerekir. Batı Karadeniz bölgesinin kalkınması ve yeniden canlanması için kamunun plan yapma zorunluluğu, DPT tarafından bazı özel kuruluşlara ihale edilmesiyle baştan atılacak bir konu değildir. Konu, sadece "envanter toplama" ve bunları ciltleyip kamu kuruluşlarının kütüphanelerine dağıtmakla aşılamayacak kadar ağır bir siyasi sorumluluk taşımayı gerektirmektedir.

Her birinin bulunduğu bölgelerde yüzbinlerce insanın yaşadığı KİT'ler, "rekabet şansı yok", ya da "teknolojisi eski", veya "işgücü atıl kullanılıyor" gerekçelerine sığınılarak, bir kalemde kapatılamayacak kadar derin ilişkiler yaratmış bulunmaktadır. Bu KİT'lerin rehabilite edilmesini önermek, yalnızca duygusal kamu giritimcilidi perspektifiyle dedil, ayny zamanda sorunu daha geniş bir çerçevede ele almanyn toplumsal ve ekonomik gereklilikleriyle de ilgilidir.

Kapatılması düşünülen her bir kamu iktisadi teşekkülünün, kapatılması halinde, bulunduğu bölgede ne gibi sonuçlar doğuracağının kamu tarafından incelenmesi gerekmektedir. Söz konusu sonuçlar incelenmeden, aceleye getirilerek verilecek kapatma kararları, geri dönüşü olmayan derin sosyal yaraların açılmasına sebep olacaktır. Buna benzer bir durum birkaç yıl önce Sinop ilimizde yaşanmıştır. Şişecam'a ait fabrikanın kapatılması gündeme geldiğinde bütün Sinoplular sokağa döküldü. Çünkü Sinop'un ekonomik ve toplumsal yaşamı büyük ölçüde bu fabrikaya bağlıydı. Yine, 1990'daki maden işçilerinin Ankara'ya yürüyüşüne Zonguldak halkının büyük çoğunluğunun katıldığını da unutmamak gerekir. Bugün, hiçbir önlem düşünmeksizin KİT'lerin kapatılmasına karar vermek de, bu KİT'lerin bulunduğu bölgelerde benzer tepkilere ve toplumsal olaylara yol açacaktır.

Ereğli'de benzer bir süreç yaşandı. Eski adıyla Ereğli Kömür İşletmesi Kurumu, yeni adıyla Türkiye Taşkömürü Kurumunda (TTK) 1980'li yıllardan itibaren üretim ve istihdam azaltıldı, personel sayısı 40.000'den 16.000'e kadar düştü. Ereğli, 1940'lı yıllardan 1980'li yıllara kadar kendi bölgesinden göç alan bir çekim merkeziyken, 1980'li yıllardan itibaren göç vermeye başladı. 1985-1990 arasında kentten göç edenlerin sayısı 68.311 kişi olarak kayıtlara geçti (Ereğli'nin 1990 yılı nüfusunun % 70'i). Yapılan araştırmalar, 1980'li yıllardan itibaren Ereğli Kömür İşletmesinde uygulana istihdam azaltma politikalarının sonuçlarını ortaya koyuyor: Artan işsizlik alkol kullanımını ve buna bağlı aile içi şiddeti arttırmıştır. Yine intihar oranlarında 1980 sonrası ciddi artışlar gözlendi. Örnek olarak, yapılan anketlerde hanehalkı reislerinin % 70'i şiddet uyguluyor; alkol kullananların oranı % 13 olarak saptanıyor. Ereğli'de 1975-1980 arası intihar edenlerin sayısı 21 iken, bu sayı 1985-1997 yılları arasında 128'e ulaştı. Yani, belirli bir KİT tarafından ekonomik ve toplumsal yaşamı belirlenen bir bölgede, bu işyerindeki istihdam sayılarının yarı yarıya düşürülmesi bile, yarattığı işsizlik nedeniyle önemli boyutlarda sosyal çöküşlerin sebebi olabiliyor.

Kamu yatırımlarıyla ilgili bu tür soruları sormayan, önemsemeyen bir kamu yönetimi ve siyaset mantığı düşünülemez. Gelişmiş Batı ülkelerinde devlet ya da yerel yönetimler, bırakın sadece kamu yatırımlarını, özel sektör yatırımlarında bile buna benzer incelemeler yapmakta ve alınması gereken önlemler üzerinde yıllarca çalışmaktadırlar. Örneğin, İngiltere'de, Londra'nın güneyindeki sanayi bölgesinde bulunan Ford fabrikasının İspanya'ya taşınması planlanmaktadır. İngiliz hükümeti ve bölgedeki belediyeler birliği, Ford'un bölgeyi terk etmesinin yaratacağı boşluğun nasıl doldurulacağına ilişkin yıllardır araştırma yapmaktadır, sanayi bölgesinin özel sektör açısından daha da çekici hale getirilmesi için projeler geliştirmektedirler.

Sanayi yatırımların "planlama" disiplini içinde gerçekleştirilmemesinin bedelini Türkiye 17 Ağustos depreminde ağır bir biçimde ödemiştir. Ülkenin başlıca sanayi yatırımlarının İstanbul-İzmit bölgesinde yer alması, ve bu bölgenin deprem kuşağında bulunması, ülkenin ekonomisinin bir depremle altüst olmasına yol açabilmektedir. Yakın bir gelecekte beklenen İstanbul depreminin ülke sanayisi ve ekonomisi üzerinde yaratacağı yıkıcı etkiler herkes tarafından tahmin edilebilmektedir. Bir depremle ülke ekonomisinin de yerle bir olmasının önlenmesi mümkündür. Bunun yolu, planlı gelişmenin bütün gereklerinin yerine getirilmesinden geçiyor.

"KİT sorunu", sanıldığından çok daha karmaşık bir sorundur. Bu sorunun ne şekilde çözülebileceğini plansız bir biçimde ele almak, ülkeyi yeni darboğazlara sokmaktan başka sonuçlara yol açmayacaktır. Nüfusunun % 60-70'nin gecekonduda ve kaçak yapılarda yaşadığı İstanbul, Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgesinden, KİT'lerin kapatılması sonucunda gelecek göçü kaldıramayacak kadar büyümüş bulunmaktadır. "Biz önce bir kapatalım da, gerisine sonra bakarız" biçimindeki bilimsellikten yoksun hükümet yaklaşımları son derece tehlikelidir.

Kamu iktisadi tetekkülleri ile ilgili "devlet politikası", muhakkak DPT eliyle uygulanmalydyr. KİT'lerle ilgili yetkilerin Hazine Müsteşarlığı gibi bir kurumda bulunması, devletin KİT'leri yeterince algılayamadığını göstermektedir.

Bunları söylerken, KİT'lerde hiçbir sorun bulunmadığını iddia ediyor değiliz. Teknoloji, verimlilik, yönetim konularında KİT'lerin ciddi sorunlarının bulunduğu bilinmektedir. Ancak, "pireye kızılıp yorganın yakılması" hatasına düşülmemelidir. Devletin asli görevlerinden biri, kamunun ortak çıkarları doğrultusunda "planlama" yapmaktır.

Devlet Bakanı Kemal Derviş'i, Meksika'daki konferansta "gelişmekte olan ülkelerin kalkınması planlı gelişmeye bağlıdır" sözünün gereğini yapmaya çağırıyoruz.

DPT'Yİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ. DEVLET BAKANI TUNCA TOSKAY'I GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ. "PLANLI GELİŞME" SÖZÜ VEREN DEVLET BAKANI KEMAL DERVİŞ'İ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ. DEVLETİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ. VE TBMM'Yİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ.

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI
YÖNETİM KURULU adına
Erhan DEMİRDİZEN
Genel Sekreter

Okunma Sayısı: 1818

Tüm Haberler

 
Copyright © 2007-2019
TMMOB Şehir Plancıları Odası

 
ATATÜRK BULVARI BULVAR APT. 219/ 7 ÇANKAYA/ANKARA
TEL: (+90) 312 418 30 75   FAKS:(+90) 312 417 90 55
e-POSTA: spo@spo.org.tr

Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.

ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME

Hesap No'larımız:
POSTA ÇEKİ = 107581
İŞ BANKASI =TR 150 00 64 00 000 142 990 496 497
VAKIFBANK =TR 230 00 150 01 58 00 184 530 2308
GARANTİ BANKASI =TR 33 000 62 000 52 80 000 62 99 383

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.