TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ
ANA SAYFA BİZE ULAŞIN BAĞLANTILAR SİTE HARİTASI

21 HAZİRAN 2018 PERŞEMBE  

HAKKIMIZDA MEVZUAT YAYINLAR KOMİSYONLAR TUPOB KOLOKYUM
ADANA  ANKARA  ANTALYA  BURSA  DİYARBAKIR  İSTANBUL  İZMİR  KAYSERİ  KONYA  MUĞLA  SAMSUN  TRABZON
SPOBİS ÜYE GİRİŞİ SPOBİS PERSONEL GİRİŞİ

İZMİR ŞUBE 

nk_08.gif, 836B ŞUBE GİRİŞ SAYFASI

 
 
 
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB

      YAPI KAYIT BELGESİ VERİLMESİNE İLİŞKİN USÜL VE ESASLARA İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI

BASIN AÇIKLAMASI

Yayına Giriş Tarihi: 08.06.2018
Güncellenme Zamanı: 08.06.2018 11:40:12
Yayınlayan Birim: İZMİR

 

 

KAMUYARARINA KARŞI KİŞİLERİN TİCARİ ÇIKARLARINI KORUYAN, TOPLUMSAL ADALETSİZLİĞİ YASALLAŞTIRAN İMAR BARIŞI UYGULAMA USUL VE ESASLARI BELİRLENDİ!

 

Bugün başvuruların başladığı, 06.06.2018 tarih ve 30443 sayılı resmi gazete ile tebliğ edilen Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar, "İmar Barışı" olarak belirtilen, ancak gerçekte ise kentlere, topluma ve kamuya ihanet olan imar affının kentleri nasıl yağmaladığı, doğal ve kültürel ortak değerlerimizin, sermayedarlara ve kamu suçu işleyenlere nasıl peşkeş çekildiğini bir kez daha doğrulamıştır. 

Söz konusu Usul ve Esaslar incelendiğinde 8.Maddenin 1. Fıkrasında belirtilen İstanbul Tarihi Yarımada, Boğaziçi Kanunu ile tanımlanan Boğaziçi sahil şeridi ve öngörünüm bölgesi ve Çanakkale Gelibolu Tarihi Alanı dışında hiçbir alanda kısıtlama getirilmediği görülmektedir. 

Bu durum öncelikle 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile koruma altına alınmış ülkenin temel değerleri niteliğinde olan; 

1- Doğal ve tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgisi bulunan; veya tarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer taşıyan tüm taşınır ve taşınmaz Kültür Varlıklarını içinde bulunduran Arkeolojik Sit Alanlarına, 

2- Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli Tabiat Varlıklarını içinde bulunduran Doğal Sit Alanlarına, 

3- Sosyal yaşama konu olmuş veya önemli tarihi hadiselerin cereyan ettiği alanları Tarihi Sit Alanlarına, 

4- Mimari, mahalli, tarihsel estetik ve sanat özelliği bulunan ve bir arada bulunmaları sebebiyle teker teker taşıdıkları kıymetten daha fazla kıymeti olan kültürel ve tabii çevre elemanlarının birlikte bulundukları Kentsel Sit Alanlarına hiçbir sınırlama getirilmeyerek "suç" niteliği taşıyan aykırı ve kaçak yapılaşmaya af getirilmesi doğaya, kültürel mirasa, insana ve evrensel değerlere ihanettir. 

Ayrıca, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile koruma altına alınmış deniz, tabii ve suni göl ve akarsu kıyıları ile bu yerlerin etkisinde olan ve devamı niteliğinde bulunan sahil şeritlerinin, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyıların herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açık ve yararlanmada öncelik kamu yararı gözetilen alanların dahi istisna dışında bırakılmaması insan haklarına ihanettir. 

Bununla da kalmayarak; yine 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile koruma altına alınan Tarım Arazilerinin, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun ile koruma altına alınan zeytinliklerin talan ve tahrip edilmesinin karşılığında bir ödüllendirme niteliği taşıyan af; çiftçiye, üreticiye, köylüye, kentliye, emekçiye, ülkenin geleceği çocuklara, ülke ekonomisine ve kalkınmasına ihanettir. 

3194 Sayılı İmar Kanunu ile tanımlanıp koruma altına alınan İmar Planında Umumi Hizmet Alanlarına denk gelen hazineye, belediyelere ve düzenleme ortaklık payı ile oluşan yalnızca kamuya, topluma hizmet etmesi gereken alanlarının gasp edilmesinin mükafatlandırılması ülke vatandaşlarına, anayasaya, hukuka ihanettir. 

Bahse konu usul ve esasların 6.Maddesinin, 6.fıkrasında belirtilen "Yapı Kayıt Belgesi verilen kısımların EKSİK inşaat işlemleri tamamlanabilir" cümlesi, 7. fıkrasında belirtilen "Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarda ruhsat aranmaksızın yapılabilecek basit onarım ve tadilatlar YAPILABİLİR" cümlesi, ve 8.fıkrasında belirtilen "Yapı kayıt belgesi verilen yapılarda işyeri açma ve çalışma ruhsatı yapı kullanma izin ve belgesi ARANMAKSIZIN VERİLİR" cümlesi açıkça yapılan hukuksuzluğa, haksız kazanca, adaletsizliğe peşkeş çekildiğinin yetmediği ve devamı içinde ayrıcalık ve inisiyatif tanındığını, yürürlükteki yasa ve mevzuatlara aykırı karar üretildiğini, yerel yönetimlerin kontrol mekanizmasının elinden alındığını göstermektedir. 

Yine Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esasların 9.Maddesinde belirtilen "Yapının depreme dayanıklılığı ve yapının fen ve sanat norm ve standartlarına aykırılığı hususu yapı malikinin sorumluluğundadır" ifadesi temel hak olan yaşam hakkının alenen çiğnendiği, 1999 Marmara Depremi sonrası yaşanan faciadan nasibinin alınmadığını ve bile bile insanların kontrol dışı yapılan, hiçbir yapı güvenliğinin olup olmadığının denetlenmediği binalarda yaşanılmasına ve hatta olası bir facia durumunda ölüme terk edilmesinin sorumluluğunun kişilere bırakıldığını ve devletin temel görevlerini yapmaktan kaçındığının göstergesidir. Halka dayatılan güvencesiz iş ortamından sonra iktidar son hamle olarak güvencesiz kentleşmeyi yaşam alanlarımıza, doğamıza dayatmaktadır. 

Yapı Kayıt Belgesi Bedel ve Ödenmesine ilişkin usül ve esaslarını belirlendiği 5. Maddede aftan yararlanacak yapı türlerinde; tarım alanlarındaki yapılaşmaların, sanayi yapılarının, 7 kata kadar entegre sanayi yapılarının, 8 kat ve üstü yüksek katlı yapıları, lüks binaları, villa, alışveriş kompleksi, hastane vb. olarak kapsamı oldukça geniş almış olduğu görünmektedir. Çevresel etkilerine ve kentleşme açısından getireceği sorunlara bakılmaksızın doğal alanlarımızda yapılan kaçak sanayi yapıları yasalaşmaktadır. Kentlerin silüetlerini tamamen değiştiren ve kentsel altyapıları sömüren gökdelenlerinde bu yasadan yararlandığını görmekteyiz. Bu uygulama kentlere ve doğal alanlarımıza büyük yıkım getirecek ve kentlerin plansız büyümesi ile toplumumuzun geleceği karartılacaktır. 

Diğer taraftan İmar barışının halk ile barışın kurulmasına vesile olacağı belirtilmişti. Ancak çıkan uygulama esaslarının belirtildiği yönetmelikte affın gelir durumu düşük, yoksul kesimin barınma ihtiyacını karşılamak için değil;tam aksine kişilerin ticari çıkarlarını gözeten AVM, özel hastane, kaçak sanayi işletmelerin ve haksız rant elde edilen çok katlı binalar, gökdelenler gibi yapıların affedilmesi anlamına geldiği görülmektedir. Dolayısıyla buna karşın kıt kanaat geçim koşullarında borçlanarak ev sahibi olmuş kişileride cezalandırmaktadır.

Aynı zamanda getirilen af yalnızca yapının yasalaşmasını değil aynı zamanda maliye hazinesinde ise yada belediyenin mülkiyetinde ise devlet malının satışına kadar gidecek bir süreci de başlatmaktadır. Kamu yararı için kullanılması gereken kamu mallarının, kişisel rant uğruna satılması durumuyla karşı karşıyayız. Dolayısıyla devlet kimlerle barış yapmayı amaçlamaktadır? İmar barışı denirken kamu yararı esası yok mu sayılmaktadır? Devletin yarattığı bu boşluğu ve tanımsızlığı, kamuya anlatmasının bir zorunluluk olduğu kanaatindeyiz. 

Kısacası, sözde İmar Barışı adı altındaki af düzenlemesi ile kentler, kırsal alanlar, ormanlar, denizler, göller, dereler, akarsular, tarihsel alanlar, kültürel alanlar gibi tüm Türkiye topraklarındaki korunması gerekli alanlarda yapılmış, yasa ve kanunlara aykırı olan yapıları bir yandan yasallaştırırken bir yandan da bu alanlarda geri dönülemez tahribatların oluşmasına sebep olmaktadır. Öyle ki, yapılan af düzenlemesi sonucunda; tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine  dayanan, 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu yok edilerek, tarım politikaları, mera, yaylak ve kışlarlar ile; kamuya ait otlak ve çayırların korunmasını sağlayan, 4342 sayılı Mera Kanunu yok edilerek hayvancılık politikaları; bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını amaçlayan, 2872 sayılı Çevre Kanunu yok edilerek çevre politikaları hiçe sayılmıştır. Özellikle Marmara Depreminden sonra alınan tüm kararlar bir kenara atılmış ve halkın can güvenliği tekrar tehlikeye girmiştir. Bir seçim yatırımı olduğu büsbütün aşikar olan bu af düzenlemesi ile devlet eliyle ülkemizin doğal, tarihsel güzelliklerine ve halkımızın canına kast edilmek istenmektedir. Yönü her zaman bilimden ve hukuktan, tarafı ise her zaman halktan yana olan TMMOB Şehir Plancıları Odası  İzmir Şubesi olarak bu ihanetin karşısında olduğumuzu ve bu ihanette imzası olanları halkımıza her fırsatta hatırlatacağımızı tüm kamuoyuna bildiririz.

 

TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi

Okunma Sayısı: 109

Tüm Şube Basın Açıklamaları
Tüm Basın Açıklamaları

 
Copyright © 2007-2018
TMMOB Şehir Plancıları Odası

 
ATATÜRK BULVARI BULVAR APT. 219/ 7 ÇANKAYA/ANKARA
TEL: (+90) 312 418 30 75   FAKS:(+90) 312 417 90 55
e-POSTA: spo@spo.org.tr

Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.

ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME

Hesap No'larımız:
POSTA ÇEKİ = 107581
İŞ BANKASI =TR 150 00 64 00 000 142 990 496 497
VAKIFBANK =TR 230 00 150 01 58 00 184 530 2308
GARANTİ BANKASI =TR 33 000 62 000 52 80 000 62 99 383

Key İnternet Hizmetleri Ltd. Şti.