Geçmişte Ankara Büyükşehir Belediyesi‘ne ait olan EGO hangarlarının bulunduğu ve çeşitli sosyal donatı kullanımlarını içeren bu alan, mükerrer plan değişiklikleriyle ticaret ve rezidans alanına dönüştürülmüştür. Şehircilik disiplininde imar planı değişikliklerinin temel dayanağını "kamu yararı" ilkesi oluşturur. Buna karşın, uzunca yıllar kamusal karakteri korunmuş söz konusu alana tanınan ayrıcalıklı yapılaşma hakları ve yeni kullanım kararları ile özel mülkiyet ve kamusal alan dengesi kamu yararı aleyhine değişmektedir.
Dava konusu taşınmaz 16.02.2007 tarih ve 525 sayılı Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi`nin kararı ile onaylanan üst kademe 1/25.000 ölçekli 2023 Başkent Ankara Nazım İmar Planında Merkezi İş Alanı (MİA) olarak tanımlanmıştır., Planın Uygulamaya Yönelik Çerçeve ve Plan Koşullarında bu kullanıma ilişkin hükümler aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:
"(...)büro-ofis vb. kentsel yönetici hizmetler, iş hanı, lokanta, çarşı, çok katlı mağaza, banka, otel, sinema, tiyatro gibi sosyal- kültürel tesisler; yönetimle ilgili tesisler, eğitim ve sağlık tesisleri vb. ile merkezin canlılığını, sürekliliğini ve güvenliğini sağlayacak konut üniteleri yapılabilir. Merkezler ve çevresinde karışık kullanımların (mixed use) oluşturulması özendirilecektir. Merkezi iş alanındaki yeni yapılaşma ve yerleşim koşullarını diğer merkez gelişimleri ile birlikte tanımlayacak Merkezler Ana Planı tamamlanıp onaylanmadan, mevcut merkezde yapı ve nüfus yoğunluğu arttırıcı düzenleme, tevsi çalışmaları yapılmayacaktır"
Planda yer alan bu hükümle merkezi iş alanı kullanımına yönelik olarak diğer merkez alanlarıyla birlikte kurgulanan kullanım ve yapılaşma şartları tanımlanmıştır. Ancak, 2010 yılında alanın "Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı" ilan edilmesiyle birlikte, planlama süreci yeni bir yasal çerçeveye taşınmış, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun, yeni planlama kararlarının dayanağı olmuştur.
Özellikle 2012 yılından itibaren onaylanan 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planı değişikliklerine karşı açılan davalarda, planların;
- Yaşam kalitesine yönelik sosyal donatı ve teknik altyapı alanlarının yetersiz bulunması,
- MİA alanlarında "Konut" kullanımına yer verilmesinin plan kararlarına ve plan çizim tekniklerine aykırı olması,
- Planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı olması,
- Kamu yararını gözetmemesi,
gerekçeleriyle iptaline karar verilmiştir. Dikkat çekici olan husus, iptal edilen bir planın ardından, uygulayıcı idarelerin, mahkemelerin iptal gerekçelerini gözeterek yeni bir plan çalışması yapmak ve önceki plana istinaden verilen yapı ruhsatları üzerinden devam eden inşaat faaliyetlerini sonlandırması yerine önceki plan kararlarını büyük ölçüde koruyarak benzer planları yeniden onaylamasıdır. Yapı yüksekliğinin "Yençok=186 metre"den "Yençok=145.10 metre"ye düşürülmesi gibi değişiklikler planın iptale konu temel yaklaşımını özünde değiştirmemektedir.
Bu uygulama daha önce alınmış yapı ruhsatları ile inşaatı tamamlanan yapılara meşruiyet kazandırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Devam eden mahkeme sürecine, verilen iptal kararlarına rağmen benzer plan değişiklikleri ve biçimsel plan notu değişiklikleriyle planlama ve şehircilik ilkeleri devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır. Bu durum, parça bütün ilişkisini bozmakta, "planlamanın sürekliliği" ilkesini zedelemekte ve öngörülebilirliği ortadan kaldırmaktadır.
KAMU YARARI MI, YAPILAŞMA ISRARI MI?
Eski AŞOT arazisinde mükerrer plan değişiklikleri ve bu değişikliklerin yarattığı yıkıcı mekansal dönüşüm salt kağıt üzerinde alınan teknik kararlarla ve yargı süreçleriyle sınırlı kalmamış, büyüme ve kar odaklı kapitalist kalkınma yaklaşımlarının insan yaşamı üzerindeki yıkıcı sonuçlarını oldukça trajik bir biçimde göstermiştir. Yukarıda ele alınan plan notu değişiklikleri, yapı yükseklikleri ile ilgili kararlar ve kamu yararı eksenli yürütülen hukuki tartışmalar bu alandaki sermaye birikimini ve yapılaşma yoğunluğunu önceleyen planlama yaklaşımının farklı görünümleri olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, ortaya çıkan tahribat yalnızca kentsel mekânla sınırlı kalmamakta; aynı zamanda emek, yaşam hakkı, iş güvenliği ve kamusal güvenlik üzerinde de doğrudan etkiler üretmektedir.
15 Ağustos 2022 tarihinde Ankara`da çıkacak olan fırtınaya karşı Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ankara Valiliği ve Afad`ın tüm uyarılarına rağmen Pasifik İnşaat`ın Merkez Ankara Projesi şantiyesinde çalışan işçiler ve stajyerler, şantiyede çalışmaya devam ettirilmiştir.
Zorlu hava koşullarına rağmen devam ettirilen şantiye çalışmaları sırasında stajyer öğrenciler Ege Kıratlı ağır yaralanmış, Taha Öztürk ve Emre Çetin ise hayatını kaybetmiştir.
Merkez Ankara Şantiyesi‘nin yüklenicisi Pasifik İnşaat ve taşeron firmalar hakkında açılan ve 11. duruşması 1 Temmuz`da görülecek Merkez Ankara İş Cinayeti Davası, insan yaşamını hiçe sayan sermaye odaklı planlama ve yapılaşma pratiklerinin yol açtığı risklerin emek ve yaşam hakkı üzerindeki sonuçlarını görünür kılmaktadır. Bu sebeple, bu dava, yalnızca üç gencin yaşamını hedef alan ihmallerin yargılanması değil; kamu uyarılarının hiçe sayıldığı, kârın insan yaşamının önüne konulduğu bir düzenin hesap vermesi açısından da kritik bir eşiktir. Bu yönüyle, dava eski AŞOT arazisinde uzun yıllardır tartışılan yoğun yapılaşma, kamu yararı ve denetim eksikliği meseleleriyle ortak bir bağlamda değerlendirilmesi gereken önemli bir örnektir.
Başta Merkez Ankara Projesi olmak üzere, kente karşı işlenen suçlar ile anılan şirketlerin, Türkiye‘nin dört bir yanında yürüttüğü projeleri yakından izlemeyi sürdüreceğimizi; bu davada adil, etkin ve bağımsız bir yargılama süreci yürütülüp tüm sorumlular hukuk önünde hesap verene kadar sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
---------
Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi`nin Açmış Olduğu Davalar
2023/2136 Esas Numaralı Dava:
Ankara İli, Yenimahalle İlçesi, İstasyon Mahallesi Eski Aşot Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı (63865 ada 2 Parsel) 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planı Plan Notu İlavesi`ne ilişkin İmar Planı Değişikliği`nin yürütmesinin durdurularak iptal edilmesi talebidir.
İptali istenen plan notu ile alanda "otel ve sağlık tesisi" kullanımlarına ilişkin plan hükümleri kullanılarak, %20 ile sınırlandırılan rezidans inşaat alanı, toplam inşaat alanının %50‘sine kadar çıkarılmaktadır. Emsal E:4.50 gibi oldukça büyük bir yapılaşma yoğunluğu ile kalabalık olan bir bölgede belirsiz büyüklükte yeni bir yoğunlaşma öngörülmektedir. Plan ile, söz konusu yapı ve nüfus yoğunluğunun gerektirdiği sosyal ve teknik altyapı ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair şehircilik ilkelerine aykırı riskler ve belirsizlikler yaratılmış, söz gelimi; bu devasa yapılaşmanın özellikle 35 metrelik Hipodrom Caddesi‘nde sebep olacağı trafik yükü için yasal zorunluluk olan "Kentsel Teknik Altyapı Etki Değerlendirmesi Raporu" dahi hazırlanmamıştır.
Planın hukuki dayanağına ilişkin temel sorun, plan notuna gerekçe gösterilen normatif çerçevenin doğrudan Danıştay kararıyla ortadan kaldırılmış olmasıdır. Davalı idare, bu yoğunluk artışı için Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği‘ne eklenen Geçici 5. Madde‘yi gerekçe olarak göstermiştir. Ancak üst yargı organı Danıştay 6. Dairesi, karma kullanımlı alanlarda, ofislerin konuta dönüştürülerek nüfus ve donatı dengesini bozması sebebiyle Geçici 5. Madde`nin ve benzer içerikli Geçici 6. Madde`nin yürütmesini durdurmuş ve akabinde iptal etmiştir.. Böylece plan notunun dayanağı olan hukuki gerekçe ortadan kalkmış, söz konusu planın meşru zemini kalmamıştır.
Sonuç olarak, Eski AŞOT Kentsel Dönüşüm Alanı‘na ilişkin plan notu değişikliği:
- Öngörülen yoğunluk artışının sosyal ve teknik altyapı üzerindeki etkilerinin yeterince değerlendirilmemesi,
- Gerekli teknik raporların hazırlanmaması
- Plan notunun dayandığı hukuki düzenlemenin yargı kararıyla iptal edilmiş olması,
nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuş ve planın iptaline karar verilmiştir.
2024/619 Esas Numaralı Dava:
186 metre olarak belirlenen yapı yüksekliğinin (Yençok) kentin silüeti üzerindeki etkileri sebebiyle tarihsel, kültürel ve görsel peyzaja yönelik bir planlama sorununa işaret etmektedir. Anıtkabir ve Ankara Kalesi gibi kentin simgesel odaklarıyla kurduğu ilişki bakımından tartışmalara sebep olan uzun bloklar, imar mevzuatında tanımlanan yakın çevre silüetine ilişkin düzenlemeler ile kentsel silüetin ve görsel bütünlüğün korunmasına yönelik ilkelere aykırılık oluşturmaktadır. Bu durum bile tek başına, plan değişikliğini sadece ilgili parsele yönelik bir müdahale olmaktan çıkarmaktadır.
Söz konusu projenin bölgedeki düşük katlı yapı dokusuyla uyumsuzluğu, trafik yoğunluğu gibi temel teknik verileri analiz eden bir Sosyal ve Teknik Altyapı Etki Değerlendirme Raporu`nun dahi hazırlanmamış olması, planlama sürecinin teknik ve bilimsel gerekçelerden yoksun, özensiz ve keyfi bir şekilde yürütüldüğünü açıkça göstermektedir. Plan askıya çıktığında Ankara 25. İdare Mahkemesi`nde devam eden 2023/2136 Esas sayılı başka bir dava dosyamız ile bağlantısı sebebiyle yürütmenin durdurulmasına ve iptaline karar verilmiştir.
2025/1594 Esas Numaralı Dava:
1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı Plan Notu İlavesi ve 1/1.000 ölçekli Uygulama İmar Planı Plan Notu İlavesinin yürütmesinin durdurulmasını takiben iptaline karar verilmesi talebine ilişkin davadır. 24.09.2025 tarihinde onaylanan son plan notu değişikliği ile plan iptali gerektiren geçmişteki yargı kararlarının yasal gerekçeleri, bir kere daha göz ardı edilmiş, parsel bazlı yapılaşma baskısına sebep olan uygulamalar işbu dava konusu plan değişikliği ile devam ettirilmiştir. Yargı organlarının, 7221 sayılı kanun kapsamındaki yapı yüksekliği kriterlerini ve planların kademeli birlikteliği ilkesini vurgulayan kararları, Eski AŞOT arazisindeki planlama pratiklerinin teknik gerekçelerden ziyade, belirli bir yoğunluk hedefine dayalı bir bir planlama yaklaşımının "ısrarla" devam ettirildiğini göstermektedir. 2025/1594 esas numaralı dava henüz sonuçlanmamış ve devam etmektedir.