Görünmeyen Bir Risk: Aşırı Sıcaklar ve Kentler
- Yayına Giriş Tarihi
- 18.09.2026
- Güncellenme Zamanı
- 18.09.2026
- Yayınlayan Birim
- MERKEZ
- Görüntüleme
- 116
KAMUOYUNUN DİKKATİNE
Görünmeyen Bir Risk: Aşırı Sıcaklar ve Kentler
Avrupa’da son yıllarda yaşanan sıcak hava dalgaları, aşırı sıcakların artık yalnızca meteorolojik bir olay değil, doğrudan can kaybına yol açan önemli bir halk sağlığı, afet ve kentleşme sorunu olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2000–2019 döneminde dünya genelinde yılda yaklaşık 489.000 sıcakla ilişkili ölüm gerçekleştiğini ve bunların yaklaşık %36’sının Avrupa’da meydana geldiğini bildirmektedir. Avrupa’da 2003 yazındaki sıcak hava dalgasının yaklaşık 70.000, 2022 yazındaki aşırı sıcakların ise yaklaşık 61.672 sıcakla ilişkili fazla ölümle bağlantılı olduğu tahmin edilmektedir. WHO ayrıca 65 yaş üzerindeki nüfusta sıcakla ilişkili ölüm oranının 2000–2004 ile 2017–2021 dönemleri arasında yaklaşık %85 arttığını belirtmektedir[1].
Daha güncel çalışmalar, bu tablonun geçici olmadığını göstermektedir. Avrupa'nın 32 ülkesinde 539 milyon kişiyi kapsayan bir araştırmada 2022, 2023 ve 2024 yazlarında sırasıyla yaklaşık 67.873, 50.798 ve 62.775 sıcakla ilişkili ölüm tahmin edilmiştir. Başka bir ifadeyle, yalnızca bu üç yaz mevsiminde Avrupa'da sıcakla ilişkili ölüm yükü 181 binin üzerine çıkmıştır[2]. 2022 yılındaki ölüm yükünü inceleyen bir başka çalışma ise söz konusu ölümlerin yaklaşık %56'sının insan kaynaklı küresel ısınmaya atfedilebileceğini ortaya koymaktadır[3].
2026 yazında yaşananlar ise riskin güncelliğini bir kez daha göstermiştir. Haziran ayında Avrupa'yı etkileyen sıcak hava dalgası sırasında yalnızca Fransa, Belçika ve Hollanda'da en az 3.700 fazla ölüm kaydedilmiş, Fransa'da bu sayı 2.025 olarak açıklanmıştır. Aynı dönemde Avrupa nüfusunun üçte ikisinden fazlasının 35°C'nin üzerindeki sıcaklıklara maruz kaldığı, birçok ülkede sıcaklık rekorlarının kırıldığı bildirilmiştir[4]. Bu veriler, sıcak hava dalgalarının Avrupa kentleri açısından gelecekte karşılaşılabilecek soyut bir iklim riski olmaktan çıkarak bugünün kentlerinde ölçülebilir bir ölüm ve sağlık yüküne dönüştüğünü göstermektedir.
Peki Türkiye’de durum nedir?
Türkiye'nin bu tablonun dışında olduğunu düşünmek için bilimsel bir gerekçe bulunmamaktadır. Aksine Türkiye'nin özellikle Akdeniz havzasındaki konumu, kentleşme düzeyi, büyük metropoliten alanları, hızla artan geçirimsiz yüzeyleri ve kentsel ısı adası etkisi dikkate alındığında, aşırı sıcakların kentler açısından giderek büyüyen bir risk olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. IPCC, daha erken değerlendirmelerinde dahi Güney Avrupa'da yüksek sıcaklık ve kuraklık koşullarının ağırlaşacağını ve sıcak hava dalgalarına bağlı sağlık risklerinin artacağını ortaya koymuştur. Ayrıca kentlerde hâlihazırda sıcak hava dalgalarına maruz kalan nüfusun, dalgaların sayı, şiddet ve süresindeki artış nedeniyle daha büyük sağlık riskleriyle karşılaşacağı belirtilmektedir (IPCC, 2007)[5].
Ancak Türkiye açısından önemli bir sorun bulunmaktadır: riskin büyüklüğü ile riskin istatistiklerdeki görünürlüğü aynı şey değildir. Avrupa'da sıcaklık ile günlük ölüm verilerini ilişkilendiren epidemiyolojik çalışmalar ve sıcaklığa atfedilebilir fazla ölüm hesaplamaları giderek yaygınlaşırken, Türkiye'de aşırı sıcaklara bağlı ölüm yükünü düzenli, karşılaştırılabilir ve özellikle kent, mahalle ve toplumsal kırılganlık düzeylerinde ortaya koyan kapsamlı bir izleme sisteminin bulunmaması önemli bir veri boşluğu yaratmaktadır. Bir ölüm belgesinde doğrudan “aşırı sıcak” veya “sıcak hava dalgası” yazmaması, sıcaklığın o ölümde etkili olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim sıcakla ilişkili ölüm yükünün önemli bir bölümü kardiyovasküler, solunum, böbrek ve diğer kronik hastalıkların aşırı sıcak koşullarında ağırlaşması üzerinden ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de aşırı sıcakların mevcut hastalıkları ağırlaştırabildiğini ve sıcaklığa bağlı ölüm ve hastaneye yatışların sıcak olayının gerçekleştiği günlerde ve hemen sonrasında hızla ortaya çıkabildiğini vurgulamaktadır[6].
Bu nedenle “Türkiye'de aşırı sıcaklardan kaynaklanan büyük bir ölüm sorunu bulunmamaktadır” sonucu ile “Türkiye'de bu ölüm yükünü ortaya koyabilecek yeterli ve sistematik veri bulunmamaktadır” tespiti birbirinden kesin biçimde ayrılmalıdır. Verinin yetersizliği, riskin yokluğu olarak yorumlanmamalıdır. Tam tersine, ölçülmeyen ve mekânsallaştırılmayan bir riskin kamu politikalarında, afet yönetiminde ve mekânsal planlamada yeterince görünür hale gelememesi tehlikesi bulunmaktadır.
Bu görünmezlik şehir planlama açısından özellikle önemlidir. Çünkü sıcak hava dalgası bölgesel bir meteorolojik olay olmakla birlikte, insanların bu sıcaklığa ne ölçüde maruz kaldığını belirleyen koşullar büyük ölçüde kentlerde üretilmektedir. Yapı yoğunluğu, bina yükseklikleri ve yönlenmeleri, sokak geometrisi, geçirimsiz yüzey oranı, yeşil ve mavi altyapının sürekliliği, gölge olanakları, hava koridorları, ulaşım biçimleri ve antropojenik ısı kaynakları aynı meteorolojik koşullar altında kent içerisinde çok farklı sıcaklık ve maruziyet düzeylerinin oluşmasına neden olabilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü de kentlerin sıcaklık artışı ve kentsel ısı adası etkisini azaltacak biçimde tasarlanmadığına, yeşil alan kaybı ile uygun olmayan yapı ve malzeme tercihlerinin insanların aşırı sıcağa maruziyetini artırdığına özellikle dikkat çekmektedir[7].
Dolayısıyla Türkiye açısından artık sorulması gereken soru, “aşırı sıcaklar bir sorun mudur?” değil; “kentlerimizi giderek daha sık, uzun ve şiddetli hale gelen sıcak hava dalgalarına nasıl hazırlayacağız?” sorusudur.
Sıcak Hava Dalgalarına Karşı Kentlerimizi Hazırlamak Zorundayız
Son yıllarda sıcak hava dalgalarının daha sık, uzun süreli ve şiddetli yaşanması, yalnızca meteorolojik bir olay olarak yorumlanmamalı, halk sağlığını, kentsel yaşam kalitesini, enerji ve su sistemlerini, açık alan kullanımını, ulaşımı ve kent ekonomisini doğrudan etkileyen önemli bir şehircilik ve afet yönetimi sorunu olarak değerlendirilmelidir.
Sıcak hava dalgalarının kentlerde yarattığı etkiler, yalnızca hava sıcaklığındaki artıştan kaynaklanmamakta, kentlerin nasıl planlandığı ve yapılaştığı ile ilişkili olarak farklı düzeylerde ortaya çıkabilmektedir. Yoğun ve kontrolsüz yapılaşma, geçirimsiz ve koyu renkli yüzeyler, geniş asfalt alanlar, yetersiz yeşil alanlar, su yüzeylerinin kaybı, hava koridorlarının yapılaşmayla kesilmesi, yoğun motorlu taşıt kullanımı ve insan faaliyetlerinden kaynaklanan atık ısı, kentsel ısı adası etkisini artırmaktadır. Asfalt, beton ve yapı yüzeyleri gün boyunca güneş enerjisini emmekte ve depolamakta, gece saatlerinde ise bu enerjiyi çevreye geri vermektedir. Bitki örtüsünün ve su yüzeylerinin yetersiz olduğu yoğun yapılaşmış alanlarda doğal serinleme kapasitesi azalmaktadır ve bu özelliklere sahip yoğun yapılaşmış bölgeler çevrelerindeki doğal ve kırsal alanlardan daha sıcak hale gelebilmektedir.
Bu nedenle sıcak hava dalgaları ile kentsel ısı adası etkisinin birbirinden farklı ancak birbirini güçlendirebilen iki olgu olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Sıcak hava dalgaları bölgesel ölçekte gerçekleşirken, kentlerin fiziksel yapısı bu sıcaklıkların kent içinde daha da şiddetli hissedilmesine neden olabilmektedir.
Kentlerin Fiziksel Yapısının Riski Artırabileceği veya Azaltabileceği unutulmamalıdır
Türkiye kentleri tek tip değildir. İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi yoğun metropoliten alanların; Antalya, Mersin ve diğer Akdeniz kıyı kentlerinin; Konya, Kayseri ve Sivas gibi İç Anadolu kentlerinin; Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır ve Mardin gibi sıcak-kuru iklim özelliklerinin belirgin olduğu kentlerin ve hızla gelişen kent çeperlerinin morfolojik yapıları, iklimsel koşulları ve temel problem alanları birbirinden farklıdır. Yoğun metropoliten dokularda yüksek yapı yoğunluğu, düşük gökyüzü görünürlüğü, geçirimsiz yüzeyler, hava koridorlarının kesilmesi ve antropojenik ısı kaynakları öne çıkarken; Akdeniz kıyı kentlerinde yüksek sıcaklıkla birlikte yüksek nem, kıyı rüzgârlarının yapılaşmayla engellenmesi ve kıyı alanlarının sert yüzeylere dönüşmesi önem kazanmaktadır. İç Anadolu kentlerinde sıcak-kuru yaz koşulları, gölge yetersizliği, geniş asfalt yüzeyler ve sınırlı mavi altyapı; Güneydoğu Anadolu kentlerinde ise yüksek güneş ışınımı, uzun süreli sıcaklık maruziyeti, yeşil ve mavi altyapı eksikliği ve geleneksel iklime duyarlı yapı biçimlerinin kaybı önemli sorun alanlarıdır. Hızla büyüyen çeperlerde ise yayılma-saçaklanma, otomobile bağımlılık, doğal alan kaybı ve geçirimsiz yüzeylerin hızla artması yeni kırılganlıklar yaratmaktadır.
Dolayısıyla bütün kentlere uygulanabilecek tek ve standart bir çözüm bulunmamaktadır. Yerel iklim koşullarını, kentsel morfolojiyi, toplumsal kırılganlıkları ve mevcut doğal sistemleri dikkate alan yere özgü planlama yaklaşımları geliştirilmelidir.
Isı Adası Etkisini Artıran Kentlerden, Daha Serin Kentlere
Kentler sıcaklığı yalnızca maruz kaldıkları bir çevresel koşul olarak kabul etmek zorunda değildir. Planlama ve tasarım kararlarıyla kentsel ısı adası etkisinin azaltılabileceği ve kentlerin doğal serinleme kapasitesinin artırılabileceği akılda tutulmalıdır.
Bunun için;
- yeşil ve mavi altyapı sistemlerinin sürekliliği sağlanmalı,
- kent ormanları, parklar, vadiler, dere koridorları ve su yüzeyleri korunmalı ve birbirine bağlanmalı,
- hava koridorları ve rüzgâr yolları yapılaşmaya karşı korunmalı,
- sokaklar, meydanlar, yaya ve bisiklet güzergâhları ağaçlandırılmalı ve gölgelendirilmeli,
- geçirimsiz yüzeyler azaltılarak geçirgen ve serinletici yüzeylerin kullanımı artırılmalı,
- yapı yoğunlukları ve kentsel form yerel iklim koşullarına göre düzenlenmeli,
- yeşil ve serin çatı uygulamaları yaygınlaştırılmalı,
- toplu taşıma durakları ve kamusal alanlar gölgeli ve termal açıdan konforlu hale getirilmeli,
- yaya, bisiklet ve düşük karbonlu ulaşım desteklenmelidir.
Amaç yalnızca sıcaklığı düşürmek değil daha sağlıklı, güvenli, erişilebilir ve yaşanabilir bir kent sistemi oluşturmaktır.
Müdahale Tek Bir Ölçekte Değil, Kentten Yapı Ölçeğine Kadar Yapılmalıdır
Sıcak hava dalgalarına karşı mücadele yalnızca ağaç dikmek veya bazı kamusal alanları gölgelendirmekle sınırlandırılmamalıdır. Müdahaleler kent/bölge, mahalle, sokak/ada ve yapı ölçeklerinde bütünleşik biçimde ele alınmalıdır. Kent ve bölge ölçeğinde yeşil-mavi altyapı sistemleri, hava koridorları, ekolojik ağlar ve öncelikli sıcaklık risk alanları belirlenmelidir. Mahalle ölçeğinde açık ve yeşil alanlara erişim artırılmalı, gölgeleme ve serinletme elemanları yaygınlaştırılmalı, su öğeleri ve geçirgen yüzeyler çoğaltılmalı ve günlük yaşamın yürüme mesafesinde sürdürülebileceği karma kullanımlı mahalleler desteklenmelidir. Sokak ve ada ölçeğinde ağaçlandırma, gölgeleme, yaya ve bisiklet önceliği, geçirgen ve açık renkli yüzeyler, yeşil çatılar, cepheler ve avlular gibi çözümler kullanılmalıdır. Yapı ölçeğinde ise yönlenme, doğal hava akışı, güneş kontrolü, gölgeleme, yalıtım, enerji verimliliği, çatı ve cephe sistemleri iklim koşullarına göre düzenlenmelidir.
Bu kararların çevre düzeni planları, nazım imar planları, uygulama imar planları, plan notları ve hükümleri, kentsel tasarım rehberleri ile yapı tasarım standartlarına aktarılması gerekmektedir. Sıcaklık riskinin azaltılması, planlama sisteminin asli konularından biri haline getirilmelidir.
Kentlerde “Serinlik Ağları” Oluşturulmalıdır
Tek tek parklar veya gölgeli alanlar yeterli değildir. Kentlerde doğal ve yapılı serinleme alanlarının birbirine bağlandığı kentsel serinlik ağları oluşturulmalıdır. Kent ormanları ve büyük parklar, mahalle parkları, kıyılar, dereler, vadiler, su yüzeyleri, gölgeli meydanlar, ağaçlı caddeler, yaya ve bisiklet aksları, okul bahçeleri, kamusal yapılar ve serinleme merkezleri birbirinden kopuk alanlar olarak değil, kent bütününde çalışan bir sistem olarak planlanmalıdır. Bu ağ içerisinde çekirdek serin alanlar, bağlantı koridorları, havalandırma koridorları, destekleyici alanlar ile sıcaklık ve erişilebilirlik açısından kritik geçiş noktaları belirlenmelidir. Kentsel serinlik ağlarının oluşturulması, kentsel ısı adası etkisinin azaltılmasına, termal konforun artırılmasına, sıcak hava dalgalarının sağlık üzerindeki etkilerinin azaltılmasına, enerji tüketiminin düşürülmesine, yağmur suyu yönetimine, biyolojik çeşitliliğe ve kamusal alanların daha etkin kullanılmasına katkı sağlayacaktır.
Sıcak Hava Dalgaları Sırasında Kentsel Mekânın Kullanımı Yeniden Düzenlenmelidir
Uzun vadeli planlama kararlarının yanı sıra sıcak hava dalgaları sırasında özellikle yerel yönetimler tarafından hızlı uygulanabilecek geçici ve düşük maliyetli kentsel müdahaleler de geliştirilmelidir. Parklara, yeşil alanlara, kıyılara, gölgeli kamusal alanlara ve serinleme merkezlerine erişim artırılmalıdır. Gün içinde yaya hareketliliği mümkün olduğunca gölgeli güzergâhlara yönlendirilmeli, özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar, düşük gelir grupları ve açık alanda çalışanlar açısından erişilebilir serin alanlar oluşturulmalıdır.
Ayrıca kamusal mekânların kullanım saatleri sıcaklık koşullarına göre düzenlenmelidir. Sabah ve akşam saatlerinde açık alan faaliyetleri desteklenirken, sıcaklığın en yüksek olduğu saatlerde yoğun açık alan kullanımı sınırlandırılmalı ve kapalı-serin kamusal mekânlara erişim artırılmalıdır. Meydanlarda, sokaklarda, toplu taşıma duraklarında ve yoğun kullanılan kamusal alanlarda geçici gölgeleme elemanları, tente ve şemsiyeler; sisleme ve püskürtme sistemleri; geçici yeşillendirme; taşınabilir su öğeleri; yansıtıcı yüzey uygulamaları; mobil serinleme noktaları; geçici oturma ve dinlenme alanları oluşturulmalıdır. Kütüphaneler, kültür merkezleri, spor tesisleri, kamu yapıları ve uygun diğer yapıların sıcak hava dalgaları sırasında serinleme merkezleri olarak kullanılması planlanmalıdır. Bu uygulamaların hızlı kurulabilir, sökülebilir, düşük maliyetli, yeniden kullanılabilir, çevre dostu ve yerel koşullara uyarlanabilir olması, etkilerinin ise sıcaklık ölçümleri ve kullanım verileriyle izlenmesi gerekmektedir.
Daha Serin Bir Kent, Doğru Planlama ile Mümkündür
İklime duyarlı planlama, kentsel ısı adası etkisinin azaltılması, doğa temelli çözümler, suya duyarlılık, enerji etkinliği, düşük karbonlu ulaşım, sağlık ve sosyal adalet ile katılımcı yönetişim birlikte ele alınmalıdır. Serin bir kentin temel bileşenleri; süreklilik gösteren yeşil altyapı, mavi altyapı, serinletici yüzeyler, gölgeli ve konforlu kamusal alanlar, uygun yoğunluk ve yapı formu, karma ve canlı kentsel doku, aktif ulaşım ve toplu taşıma, geçirgen doğal zeminler ile enerji verimli yapı stokudur. Bu yaklaşımın uygulanabilirliği veri ve izleme sistemleri, araştırma ve yenilik, eğitim ve kapasite geliştirme, finansman ve teşvik mekanizmaları, uygun mevzuat, kurumsal iş birliği ve kamuoyu farkındalığıyla desteklenmelidir. Merkezi yönetim, yerel yönetimler, üniversiteler ve araştırma kurumları, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve yerel topluluklar birlikte hareket etmelidir.
Çağrımızdır:
Sıcak hava dalgaları artık kentlerimiz açısından geleceğe ilişkin uzak bir senaryo değildir. Kentlerin bugünkü yapılaşma biçimleri, açık ve yeşil alan sistemleri, ulaşım tercihleri ve planlama kararları aşırı sıcakların etkisini azaltabileceği gibi daha da ağırlaştırabilmektedir.
Bu nedenle;
- sıcak hava dalgalarının ve kentsel ısı adası etkisinin mekânsal planlama mevzuatı ve planlama süreçlerinde açık biçimde ele alınmasını,
- kentlerde sıcaklık ve kentsel ısı adası haritalarının hazırlanmasını,
- yerel ölçekte sıcaklık maruziyeti ve sosyal kırılganlık analizlerinin gerçekleştirilmesini,
- yeşil-mavi altyapı, havalandırma koridorları ve kentsel serinlik ağlarının mekânsal planların temel bileşenleri haline getirilmesini,
- belediyelerin sıcak hava dalgalarına yönelik yerel eylem ve müdahale programları hazırlamasını,
- serinleme merkezleri ve gölgeli kamusal alanların özellikle kırılgan nüfus grupları açısından erişilebilir biçimde planlanmasını,
- planlama, tasarım, uygulama, izleme ve afet yönetimi süreçlerinin birbirleriyle bütünleştirilmesini gerekli görüyoruz.
Aşırı sıcaklarla mücadele yalnızca klima kullanımını artırmak değildir. Kentin doğal sistemlerini güçlendirmek, gölgeyi ve suyu yeniden kentsel yaşamın parçası haline getirmek, hava akışını korumak, geçirimsiz yüzeyleri azaltmak, kamusal alanları herkes için erişilebilir kılmak ve planlama kararlarını iklim verileriyle ilişkilendirmektir.
Daha serin kentler tesadüfen değil, doğayı, iklimi ve insanı merkeze alan doğru planlama kararlarının ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.
Şehir Plancıları Odası-Afet Çalışmaları Merkezi
[1] https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/climate-change-heat-and-health
[2] https://www.nature.com/articles/d41586-026-02430-7
[3] https://www.nature.com/articles/s41612-024-00783-2?utm
[4] https://progressivenewsservice.wordpress.com/2026/07/05/july-4-2026/?utm
[5] https://www.geosciences.fau.edu/Resources/CourseWebPages/Spring2012/ESC3704_S12/SPM13apr07.pdf
[6]-7 https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/climate-change-heat-and-health