TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ
ANA SAYFA BİZE ULAŞIN BAĞLANTILAR SİTE HARİTASI

03 ARALIK 2021 CUMA  

HAKKIMIZDA MEVZUAT YAYINLAR KOMİSYONLAR TUPOB KOLOKYUM
ADANA  ANKARA  ANTALYA  BURSA  DİYARBAKIR  İSTANBUL  İZMİR  KAYSERİ  KONYA  MUĞLA  SAMSUN  TRABZON
SPOBİS ÜYE GİRİŞİ SPOBİS PERSONEL GİRİŞİ

GENEL MERKEZ 

 
 
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB
b_haber_bulteni.gif, 3,9kB

      DOĞAL, KÜLTÜREL VE TARİHİ DEĞERLERİMİZİN METALAŞTIRILMA GİRİŞİMİNE KARŞI ODAMIZ GÖRÜŞLERİ

RAPOR

Yayına Giriş Tarihi: 17.02.2003
Güncellenme Zamanı: 17.02.2003 13:19:12
Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ

 

 
Yönetim Kurulunun çalışma dönemi içerisinde çoğu zaman Odamızın gündemi yoğun olmuştur. Gündemin yoğunluğunda ve Odamızın çalışmaları kapsamına alınması gereken konuların artışında 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Genel Seçimlerin sonrası ayrı bir döneme tekabül etmektedir. Güçlü bir tek parti iktidarının başta anayasa olmak üzere yürürlükteki mevzuatı değiştirme çabası, Odamızın gündeminde de artışı beraberinde getirmiştir.Değişitirilmek istenen mevzuatın bir bölümünün meslek alanımızla doğrudan ya da dolaylı ilgisinin bulunması bu süreçte etkili olmuştur.
 

3 Kasım 2002 sonrasında ülkemizin gündemine, pek çok yeni yasa düzenlemesi çalışmaları gelmiştir. Sürpriz mali kaynaklar bulma, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması, yerel yönetim reformu adı altında yapılan bu girişimlerin pek çoğu; doğal, kültürel, tarihi değerlerimiz ve kamu tarafından yerine getirilen kamu hizmetlerinin metalaştırılması anlamı taşımıştır.
Anayasanın “Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi” başlıklı 169. ve “Orman Köylüsünün Korunması” başlıklı 170. maddelerinin değiştirilmesine yönelik girişim bu çalışmaların örneklerindendir. Anayasanın 169. maddesindeki değişiklik teklifi ile, devlet ormanlarının devlet tarafından işletilmesinin yanı sıra kişi ve/veya kuruluşlara devletçe işlettirilmesi olanağı getirilmeye çalışılmıştır. Anayasanın 170. maddesindeki değişiklik ise 31.12.1981 tarihinden önce orman sınırları dışına çıkarılan alanların (işgalcilere, kullanıcılara veya diğer kişilere, kuruluşlara) tamamıyla elden çıkarılmasını amaçlamıştır. Orman sınırları dışına çıkarılan yerleri Anayasa, yasa ve yargı kararlarına aykırı olarak işgal edenler cezalandırılmak yerine ödüllendirilmeye çalışılmıştır.
Maliye Bakanlığı’nca hazırlanan “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” ile de doğal sit alanı ilan ve tescil edilen yerlerde bulunan arsa ve arazilere yapılaşma hakkı getirilmeye, işgal edilmiş hazine arazileri işgacilere satılmaya çalışılmıştır.
Benzer biçimde kıyılarla ilgili yapılması düşünülen anayasa değişikliği ile de, “devletin hüküm ve tasarrufu altında” bulunan ve kimsenin mülkiyetine konu olamayacak kıyılarımızda, kişiler lehine mülkiyet hakkı yaratılmaya çalışılmıştır.
Tüm bu ve bunların dışındaki düzenlemelerle ilgili olarak Odamız, kimi zaman demokratik kitle örgütleri ile birlikte kimi zaman ise Oda olarak çalışmalar yapmıştır. Örneğin orman sınırı dışına çıkarılan alanlara ilişkin olarak Odamız demokratik kitle örgütleri ile birlikte yapılan çalışmalara katılım sağlamış, konuyla ilgili örgütler ile birlikte yürütme kurulunda yer almıştır. Bu çalışmalar kapsamında hazırlanan Oda görüşleri ilgili kişi ve kurumlara iletilmiştir. Aşağıda bu çalışmalar kapsamında hazırlanan bazı görüş raporları yer almaktadır.

DOĞAL SİT ALANLARININ İMARA AÇILMASI VE HAZİNE ARAZİLERİNİN SATILMASI KONULARI HAKKINDA ODAMIZ GÖRÜŞÜ
YASALARA AYKIRI KAÇAK YAPI YAPMAK SUÇ OLARAK KABUL EDİLMEMEKTEDİR
1940'lı yıllardan beri ülkemizde çeşitli biçimlerde uygulanan "imar affı", bugünlerde tekrar gündeme getirilmektedir. TBMM Başkanlığına sunulmuş olan "Çeşitli Kanunlarda ve Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" ile getirilen düzenlemeler "imar affı" niteliği taşımakta olduğu gibi, tasarının yasalaşması genel nitelikteki bir af yönündeki beklentileri de arttıracaktır.
İktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi, imar affını henüz iktidara gelmeden kendi gündemine almıştır. Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 19 Kasım 2001 tarihinde hazırlanan "Türk Ekonomisinde Başlıca Sorunlar ve Kısa Vadeli Acil Çözüm Önerileri - Ekonomik Krizden Çıkış" başlıklı raporda; kaynak sağlayıcı tedbirler altında "imar affı ve gecekondu önleme planlaması ile iskana müsait, modern şehir planlarına uygun konut ve ticari yapılar gelir sağlaması yönünde değerlendirilmelidir" ifadesine yer verilmiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldikten sonra imar affına yönelik çalışmaları başlatmış, bizzat Başbakan imar affının çıkarılacağı yönünde basına demeçlerde bulunmuştur. Yapılan bu açıklamalar ve çalışmalar ile kamuoyunda bir imar affı beklentisi yaratılmak suretiyle kamuoyu baskı altına alınmaya çalışılmaktadır. Kamu arazilerini işgal edenler, başkalarının arazilerine izinsiz ve kaçak biçimde yerleşenler, doğal, kültürel ve tarihsel alanları yağmalayanlar cesaretlendirilmekte, imar affı tek çözüm gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Kaçak yapıları yapanların yasal suç işledikleri ve hala suç işlemeye devam ettikleri görmezden gelinmekte, konu sadece ekonomik açıdan ele alınmaktadır. Birkaç dolar elde etmek için doğal, kültürel ve tarihi mirasımız yok edilerek gelecek kuşakların hakları elinden alınmaktadır.
MECLİSE SUNULAN TASARIDA "İMAR AFFI" DÜZENLEMESİ İLE DOĞAL ALANLAR VE KAMU MALLARI ELDEN ÇIKARILMAKTADIR
Birinci Derece Doğal Sit Alanları Tehdit Altında Bulunuyor
Hükümet "Çeşitli Kanunlarda Ve Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" hazırlayarak TBMM'ne sunmuştur. Bu tasarıda, doğal sit alanı ilan edilen yerlerde bulunan arsa ve arazilere, toplam inşaat alanı taşınmaz malın yüzölçümünün yüzde altısını (sonraki düzenleme ile bu oran yüzde üç'e düşürülmüştür) geçmemek üzere yapılaşma izni verilmektedir. Bu izne tabi olarak yapılacak yapıların uygulama projelerinin ise koruma kurullarınca onaylanması da hükme bağlanmaktadır.
Neden Birinci Derece Doğal Sit Alanları ?
- Bilindiği üzere ülkemizde farklı kanunlarla bir çok koruma alanı ilan edilmektedir. Bu tür koruma alanları içinde, özel çevre koruma bölgeleri, Boğaziçi alanları, milli parklar olduğu gibi 2863 sayılı Kanun ve yönetmelikleri uyarınca belirlenen sit alanları da yer almaktadır. Sit alanları; arkeolojik sit alanları, kentsel sit alanları ve doğal sit alanları olarak ilan edilmektedir. Söz konusu tasarının, anılan yasa kapsamında ilan edilen (özellikle) doğal sit alanlarının yapılaşmaya açılması yönünde düzenlemeler içermesi kaygı vericidir. Hükümet doğal sit alanlarını diğer doğal, kültürel, tarihsel ve kentsel değerlerimizden ayrı düşünmekte ve adeta doğal sit alanlarının gereksizliğine inanarak bu alanları gözden çıkarmaktadır. Böylesi bir tutum; bir yandan birinci derece doğal sit alanının anlamının ve öneminin bilinmediğini gösterirken diğer yandan da hali hazırda yapılaşmamış alanların, doğal alanların hükümette rahatsızlık yarattığı izlenimini vermektedir. Söz konusu yasa tasarısı ile birinci derece doğal sit alanlarının elden çıkarılması konusunda başarılar kazanılması halinde diğer sit alanlarının da zamanla yapılaşmaya açılacağından kuşku duymamak gerekmektedir.
Neden Bu Alanlarda Yapılaşma?
- Bilindiği üzere, doğal sit alanları "I. Derece Doğal (Tabii) Sit Alanı", "II. Derece Doğal (Tabii) Sit Alanı", "III. Derece Doğal (Tabii) Sit Alanı" olarak üç sınıfa ayrılmaktadır. Bu alanlarda yapılaşma olup olmayacağı veya ne tür yapılar yapılacağı, doğal sit alanlarının kendilerine özgü özellikleri ve yapısı nedeniyle koruma kurulu kararları ve koruma amaçlı imar planlarına göre belirlenmektedir. Ancak söz konusu tasarı ile doğal sit alanlarının özelliklerine, niteliklerine ve niceliklerine bakılmadan yapılaşma kararı getirilmektedir. Getirilen yapılaşma kararının hiçbir bilimsel ve teknik altyapısı bulunmamaktadır. Bu karar bir araştırma ve incelemeye dayanmamaktadır. Özellikle I. derece doğal sit alanlarının yapılaşmasının temel bir hedef olduğu görülmektedir. Birinci derece doğal sit alanlarının her birinin kendine özgü özellikleri vardır. Bu alanlarda yapışmanın olması, bu yapılaşmanın yapı inşaat alanı ne kadar düşük de olsa görsel ve estetik açılar da dahil olmak üzere pek çok açıdan kirliliğe neden olacağı açıktır. Yapılaşmaya bu kadar duyarlı bir alanda, yapılaşma kararının getirilmesi bu alanların özelliklerini ve niteliklerini ortadan kaldıracaktır.
Koruma Kurulları Neden Ortak Edilmekte?
- Doğal sit'ler tespit ve tescil edilmek suretiyle belirlenmektedir. Korumanın ilk aşaması, korunacak değerlerin envanterlerin çıkarılması iken ikinci aşama ise bu belirlemenin bir süreçten geçerek yasallaşması ve o taşınmazın kültür varlığı niteliği kazanması olan tescildir. Doğal sit alanlarının; tespit ve tescil edilmesi için bilimsel araştırma, jeolojik yapı, çevresel gözlemler, ekolojik gözlemler ve topoğrafik yapı hususunda özelliklerinin bulunması gerekmektedir. Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu 5.11.1999 gününde aldığı 659 sayılı kararla doğal sit; jeolojik devirlerle tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlar olarak tanımlanmıştır.
Bu alanlarda yapılacak tespit çalışmalarında, alanın özelliğine göre ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınması esas olduğu kurul kararında belirtilmiştir. Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının tespitinin Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca yapılacağı ve koruma kurullarınca değerlendirilerek tescil olunacağı da mevzuatta hükme bağlanmıştır. Bu hükümlerden çok açıkça anlaşıldığı üzere, tespit işlemleri koruma kurullarınca yapılmamakta Kültür ve Turizm Bakanlığınca yapılmaktadır. Oysa bu alanların tespitinin koruma kurullarınca yapıldığı, koruma kurullarının yetersiz olduğu, konuyla ilgili uzmanların bulunmadığı yönünde basına Bakan tarafından demeçler verilmektedir. Bu açıklamalarla koruma kurullarına yönelik haksız ve mesnetsiz saldırılmaktadır.
Bu alanların belirlenmesi esnasında yeterli uzmanlar bulunmamakta ise, bunun sorumlusu koruma kurulları değil, Kültür ve Turizm Bakanlığıdır. Bakan bu sorumluluğu kendi üzerinden atmak ve hedef şaşırtmak için koruma kurullarını hedefe almaktadır. Bu durumu, konuyu başka bir platforma çekme çabasının bir ifadesi olarak görmek mümkündür. Koruma kurulları sadece konuyu değerlendirmekte ve bir karar vermektedir.
Neden Doğa Korunmak İstenmemekte? (Doğaya Karşı Bu Yıkıcı Tutum Neden?)
- Doğal sit alanlarının belirlenmesinde genel ölçütler ile tespit edilen doğal sit alanlarında dil birliğinin bulunmamasına rağmen asıl amaç Ege ve Akdeniz kıyılarında başlayan sağlıksız ve plansız yapılaşmanın önlenmesidir. Hızlı kentleşme ve ikinci konut alanlarının bu alanlarda yapılaşmasının sınırlandırılmasıdır. Özellikle birinci derece doğal sit alanların korunmasında kamu yararı bulunmaktadır.
- Tasarı da birinci derece doğal sit alanlarında yer alan taşınmaz malın yüzölçümünün yüzde altısında (üçünde) yapılaşma öngörülürken, bu yapılaşma kararlarının verilmesinde koruma kurulunun bir yetkisi olmamaktadır. Ancak yapının projelerinin koruma kurullarınca onaylanması halinde yapılaşma izni verilmektedir. Yani, koruma kurulları devre dışı bırakılmaktadır. Ayrıca yapılaşma izninin alınması ancak ilgili idarelerin (belediye sınırları içinde belediyeler dışında valilikler) verecekleri ruhsat ile mümkünken, bu tür yapılarda 3194 sayılı İmar Kanunundan bahsedilmemektedir. Yapıların inşaata başlaması için yapı ruhsatı alınması zorunludur. Bu alanlarda yapılaşma koşullarının uygulanması için de imar planlarının yapılması gerekmektedir.
Her türlü (konut, turizm, sanayi) Yapı Yapmak Mümkün Mü?
- Tasarı da sadece yapılaşmadan bahsedilmektedir. Birinci derece doğal sit alanlarında yapılar, konut, ticaret, sanayi, turizm, gibi yapılar olabilir. Bu tür yapıların yapılmasını engelleyecek bir hüküm bulunmamaktadır. Doğal sit alanlarında çevreyi kirleten, yoğunluk getiren ve bu alanların tahrip olmasına neden olacak bir yapılaşma öngörülmektedir. Artık bu tür alanlardan doğal alan olarak bahsetmek mümkün olamayacaktır.
Yüksek Kurulun Aldığı Yapılaşmama Kararı Ne Olacak?
- Birinci doğal sit alanları, bitki örtüsü, topografya, siluet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacak alanlardır. Ancak; resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik alt yapı hizmetleri (kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakil hattı, telefon hattı, telefon hattı) uygulamalarının koruma kurulunca uygun görüleceği şekliyle yapılabileceği,
1/25.000 ölçekli çevre düzeni planı veya 1/5000 ölçekli nazım imar planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göre ilgili koruma kurulundan izin alınmak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlı günübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapıların (iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri) yapılabileceği,
Alanın doğal bitki dokusunu değiştirmeden Orman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak uygun görüş doğrultusunda koruma kurulunca ağaçlandırmaya izin verilebileceği,
Kar ve rüzgar devrikleri, doğal afetlerden etkilenmiş, hastalanmış veya kıymet ağacı olmayan ağaçlar ile ormanların bakımı ve doğal dengenin korunmasını sağlamak amacıyla Orman genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak teknik rapor doğrultusunda ağaç kesimine koruma kurulunca izin verilebileceğine,
Orman alanlarında yangın için gerekli koruma önlemlerinin ilgili kuruluşlarca alınmasına,
Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş, tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, cüruf, çöp, sanayi atığı ve benzeri malzemenin dökülmemesine, ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerde sahanın rehabilite edilerek yasal süresi içinde işlerinin tasfiyesine,
Doğal dengenin devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanın özelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusunda sürdürülebileceğine,
Yüksek Kurulca 5.11.1999 tarihinde karar verilmiştir.
Bu karardan da anlaşıldığı üzere, sadece zorunlu ve koruma kurulu kararının izni ile yapılması gereken yapılar dışında bu alanlarda herhangi bir yapılaşmaya ve faaliyete izin verilmezken, bu alanların yüzde altı (üç) oranında yapılaşmaya açılması katliamdan başka bir şey değildir.
Kim Denetleyecek?
- İlan edilen ve tescil edilen birinci derece doğal sit alanları ile kamunun tasarrufunda olan bu alanlarda kamunun etkinliği ve denetimi ortadan kaldırılmaktadır. Yapılaşma beraberinde diğer sosyal ve teknik ihtiyaçları da getirecektir. Bu alanlarda otopark gibi diğer faaliyetler fiili olarak gerçekleştirilecek, doğal alanlar yapay alanlara dönüştürülecektir.
İnşaat alanının yüzde altıyı (üçü) geçmemesine ilişkin bir üst sınır belirlenmesine rağmen, en üst sınırda yapılaşma yapılacaktır. Ayrıca bu yapılaşmaya aykırı olarak emsal değerleri aşılacak, yeni aflar beklenecektir.
Koruma Amaçlı İmar Planları Neden Yapılacak?
- Getirilen tasarıdaki hükümler ile mekansal planlama reddedilmektedir. Koruma amaçlı imar planlarında getirilen inşaat alanı sınırlamalarına ilişkin kararlar yok edilmektedir. Planlama ilkeleri, şehircilik esasları ve imar mevzuatına aykırı bir hüküm getirilmektedir. Kanunda yer alan yapılaşmaya ilişkin koşullar plan kararı yerine geçmektedir. Plan kararlarının bilimselliği, teknik niteliği, araştırma ve incelemeye dayanması, nesnelliği, kararları ortadan kaldırılmaktadır.
Maliye Bakanlığı Kültür Konularında Uzman Bir Bakanlık Mıdır?
- Hazırlanan taslak Maliye Bakanlığınca düzenlenmiş olup, konuyla ilgili uzman elemanların görüşlerine başvurulmamış, iletilen görüşler dikkate alınmamıştır. Maliye Bakanlığı konuya kendi bakış açısından, sadece ekonomik olarak yaklaşmıştır. Ekonomik değerlerden, piyasa açısından bir yaklaşım göstermiş, birinci derece doğal sit alanları ekonomikleştirilmesi gereken atıl bir kaynak olarak değerlendirilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığından bu konuda daha duyarlı olması beklenirken, Bakanlık söz konusu tasarı yasa maddesinin savunmasını üstlenmiştir. Bakan kamuoyunu yanıltıcı nitelikte, doğru olmayan açıklamalarda bulunmuştur.
Kaçak Yapılara Ne Olacaktır?
- Mevcut birinci derece doğal sit alanlarında, imar mevzuatına aykırı olarak yapılaşmış yapılarda getirilen bu düzenleme ile affedilmektedir. Bu alanlarda yapılacak kaçak yapılar da böylece özendirilmekte, teşvik edilmektedir.
Uluslararası Sözleşme, Anayasa ve Özel Kanunlara Uygun Mu?
- Birinci derece doğal sit alanlarının yapılaşmaya açılması imzaladığımız uluslararası anlaşmalara aykırıdır. Anayasa'nın tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması başlıklı 63. maddesinde yer alan "Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır." hükmüne de söz konusu madde aykırıdır. Ayrıca özel kanunlarla (orman, milli park, kıyı, Gelibolu yarım adası, Boğaziçi) belirlenen alanlarda da birinci derece doğal sit alanı ilan edildiğinden, sit alanlarının yapılaşmaya açılması özel kanun hükümlerine de aykırılık teşkil etmektedir.
- Hazırlanan tasarı, hazineye ait taşınmaz malların satışı ile ilgilidir. Taşınmaz malların satışı ile ilgili düzenlemelerin yer aldığı bir kanun tasarısında yapılaşma ile ilgili hükümlerin yer alması anlaşılamamıştır. Yürürlükte olan yapılaşma ile ilgili kanunlarda, yapılaşma koşuluna ilişkin bir hüküm yer almazken, bu tasarı da böyle bir hüküm yer alması yasa yapma tekniğine uygun düşmemekte, mevzuatlar arasında karışıklığa neden olmaktadır.
Kamu Malları Özel Mülkiyete Devredilmektedir
Cumhuriyet döneminden itibaren uygulanan kamu arsa ve arazileri ile ilgili politikalar özel mülkiyetin desteklenmesi yönünde olmuştur. Kamu arsa ve arazilerinin satışı, 1980'li yıllardan beri ülkemizde uygulanan liberal ekonomik politikalarla ilişkilidir. Devletin küçültülmesi, kamunun elinde bulunan arsa ve arazilerin, kaynak yaratılması amacıyla özel kişi ve kuruluşlara devredilmesi politikaları geçmişe göre bugün hızlandırılmıştır.
TBMM'ne sunulan "Çeşitli Kanunlarda Ve Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" kamu arsa ve arazilerinin satışının bütün kamu mallarını kapsayacak şekilde yayılması, satış konusunda uygulamada ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi amacıyla düzenlenmiştir. Tarım Reformu Kanunu, Su ürünleri Kanunu, Mera Kanunu, Yer Altı Suları Hakkında Kanun kapsamında kalan ve diğer alanlarda yer alan kamu arsa ve arazilerinin satışı öngörülmekte ve satış işlemlerinde kolaylıklar sağlanmaktadır. Tasarının genel gerekçesinde; hazineye ait taşınmaz malların satışının hızlandırılması ve kolaylaştırılması, sanayi, endüstri, teknoloji bölgelerin kurulması ve toplu konutun teşvik edilmesi, bürokratik formalitelerin azaltılması, köy ve beldelerdeki tarım arazilerinin kullanıcılara doğrudan satışının kolaylaştırılması, tarım reformu alanında kalan ancak tarım yapılamayan dördüncü sınıftan yukarı arazilerin, yatırımların teşviki kapsamında kullanıma açılması, yabancı gerçek kişiler ile ticaret şirketlerin karşılıklı olmak kaydıyla taşınmaz mal edinebilmelerinin sağlanması amaçlanmaktadır.
Söz konusu tasarı maddeler kapsamında incelendiğinde de her ne olursa olsun kamu arsa ve arazilerinin satışının gerçekleştirilmek istendiği açıkça görülmektedir. Aslında geçmişte yapılan uygulamalardan anlaşılacağı üzere, bu arsa ve arazilerden ciddi anlamda bir gelir elde edilmesi mümkün değildir. Gelir sağlanacağı yönünde yaratılan söylemin amacı, bu uygulamanın kamuoyu gözünde hem meşrulaştırılması hem de olası tepkilerin yumuşatılmasıdır. Önemli olan ise, arsa ve arazilerin elden çıkarılarak, sermaye kesimine düşük fiyatla satışının sağlanması, kamu mallarının el değiştirmesidir.
Maliye Bakanlığı Ticari İşletme Haline Dönüştürülmektedir
- Söz konusu tasarının 1. maddesi ile; 4076 sayılı (Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun) Kanunla kurulan Hazine Taşınmaz Malları Satış Koordinasyon Kurulu, Değer Tespit Komisyonu ve İhale Komisyonu kaldırılmaktadır. Kurul, Hazineye ait arsa ve arazilerin satış için uygun olup olmadığı konusunda karar verecek ilgili idarelerden oluşmaktadır. İdareler arasında eşgüdüm sağlanmadan, gerekli araştırma ve incelemeler yapılmadan ve konu teknik boyutta değerlendirilmeden yapılacak satış, ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açacaktır. Maliye Bakanlığının tek yetkili olması ve konunun sadece ekonomik fayda açısından değerlendirilmesi sakıncalıdır. Değer tespitlerinin ve ihalenin yapılması sürecine gerekli uzmanların katılması, nesnel, açık ve şeffaf bir satış işlemi için gereklidir.
Hazineye ait taşınmaz malların satış işleminde kamu gelirlerinin artırılması tek amaç olarak belirlenirken kamu yararının gözetilmesi ilkesi yok edilmektedir. Kamu kurum ve kuruluşları süreçten çıkarılmakta, Maliye Bakanlığı ticari bir kuruluş gibi kamu mallarını pazarlamaktadır.
Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Alanlar Satılmaktadır
- Yürürlükte olan 4076 sayılı Kanunun 4/b maddesinde yer alan "6831sayılı Orman Kanunu, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca ormanlardan izin veya irtifak hakkına konu edilmiş yerler dışında" ifadesi tasarıdan çıkarılmıştır. Bu yerlerin satışının yasal olarak mümkün olmadığı gerekçesiyle çıkarıldığı belirtilmektedir. Ancak, asıl amacın yapılacak anayasa değişikliği sonrası herhangi bir yasal düzenlemeye gerek olmadan bu alanların satışının yapılmasıdır. Ayrıca bu alanların satılamayacağı yönündeki hükümlerin metinlerden çıkarılması ile fiilen ve yasal olmayan bir satış durumunun da yaratılmak istendiği anlaşılmaktadır. Hazineye ait arsa ve arazilerin satışı sırasında gerekli ve yeterli araştırma ve inceleme yapılması bürokratik bir engel olarak görüldüğünden bu alanların satışı da gündeme gelebilecektir. Bu tür arsa ve arazilerin satılması Anayasa'nın 169. ve 170. maddelerine aykırıdır.
Aynı şekilde Anayasa'nın 43. maddesine aykırı olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyıların hiç bir şekilde mülkiyete konu olamayacağı tasarı hükümlerinde yer almamaktadır.
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arsa ve arazilerde, kamu veya özel mülkiyetin tesis edilmesi mümkün değildir. Devlet bu alanları korumak ve denetlemekle görevli ve yükümlüdür. Ancak hükümet bu tür alanların el değiştirilmesi ve satılması için yol ve yöntemler geliştirmektedir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan bu alanların niteliklerinin yitirilmesi ve vasıflarının değiştirilmesi için kamu, fiili işgallere göz yummakta, irtifak hakkı, tahsis gibi olanaklar sağlamaktadır. Yapılan bu işlemler sonucunda Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan taşınmaz malların satışı ve devri kolaylaştırılmakta, buna zemin hazırlanmaktadır.
Tasarının 3. maddesi, 7. maddesi, 8. maddesi, 19. maddesi, 22. maddesi ve 24. maddesi, 26. maddesi ve 31. maddesi Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan alanların satışına, kiralanmasına, sınırlı ayni hak tesisine olanak sağlamaktadır. Söz konusu maddeler Anayasa hükümlerine aykırıdır.
4706 Sayılı Kanuna eklenen geçici 5. madde ile; Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde sözleşme hükümlerine aykırı faaliyetlerde bulunulması nedeniyle yargıya intikal eden uygulamalar, getirilen yeni düzenlemelerle dava konusu olmaktan çıkarılmaktadır. Bu hükümler ile yargıya da müdahale edilmektedir.
Maliye Bakanlığının ön izni ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde taş, kum, çakıl ve toprak ocakları açılmasının sağlanması, doğal alanlarda telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Aynı şekilde mera, yaylak ve kışlaklarda yağma tehlikesi ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Yabancı ve Yerli Sermayeye Kamu Malları Peşkeş Çekilecek
- Hazineye ait taşınmaz malların kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlara satılma olanağı getirilmekte (madde 3), bu yerlerin; borsa yerleri, teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulması (sanayi siteleri, organize hayvancılık ve besi bölgeleri, endüstri bölgeleri, toplu konut) amacıyla doğrudan satışı öngörülmektedir. Bu madde ile yabancı ve yerli sermayeye Hazine arazilerinin satışı öngörülmektedir. Özellikle teknoloji bölgelerin ilanı ile özel ve vakıf üniversitelerine Hazine arazilerin satışında kolaylık getirilmek istenmektedir.
Taşınmazların İşgalcilere Satılması "İmar Affı"dır
- Tasarıda (madde 4) belediye ve mücavir alan sınırları içinde olup, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek alanlarda bulunan ve 31.12.2000 tarihinden önce üzerinde yapılaşma olan Hazineye ait taşınmazların, öncelikle yapı sahiplerine satılması ya da genel hükümlere göre değerlendirmek üzere ilgili belediyelere bedelsiz olarak devredilmesi ve belediyelerce satılması hükmü getirilmek suretiyle aslında "İmar Affı" getirilmektedir. Bu imar affı ile hazineye ait taşınmaz mallar, işgalcilere satılmaktadır. Bu düzenleme ile Hazineye ait taşınmaz üzerinde oturanlara veya kullananlara işgal ettikleri arsa ve arazilerin satılması ile işgal eylemi yasallaştırılmış olmaktadır.
Söz konusu tasarı da yer alan "..Maliye Bakanlığınca tespit edilen alanlar" ifadesi ile herhangi bir sınır, ölçüt getirilmemek koşuluyla Hazineye ait taşınmaz malların tespiti keyfiyete bırakılmaktadır. Maliye Bakanlığı konuya sadece ekonomik ve siyasi açıdan bakarak tespit işlemleri yapacaktır. Bu tespitlerin yapılmasında herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasının beklenmesi mümkün değildir. Özellikle koruma alanları üzerinde kaçak olarak yapılan arsa ve arazilerin doğrudan satılması öngörülmektedir. Su havzaları, sit alanları, orman alanları, orman sınırları dışına çıkarılmış alanlar, arkeolojik, kentsel ve doğal sit alanları, özel çevre koruma alanları, Boğaziçi alanları, yer altı kaynak su alanları talancılara devredilmektedir. Bu alanların tespitinde herhangi bir büyüklük de tanımlanmadığından küçük parseller ölçeğinde olduğu gibi bir yerleşmenin tümünün de satılması gündeme gelecektir. Maliye Bakanlığı hiçbir araştırma yapmadan bu alanların satışını yapacaktır. 31.12.2000 tarihi ise bugünü içerek şekilde değiştirileceği gibi, bu tarihten önce yapılmış yapıları tespit etmek de mümkün görülmemektedir.
Hazineye ait taşınmazların öncelikle yapı sahiplerine satılacağı belirtilmektedir. Yapı sahiplerinin bunları almaması durumunda veya başvuru yapmaması halinde başkalarına da satılabileceği öngörülmektedir. Bu düzenleme ile söz konusu arsa ve araziler belediyelere bedelsiz devredilmek suretiyle Maliye Bakanlığı'nın bu süreçten herhangi bir gelir elde etmeyi planlamadığı da anlaşılmaktadır. Amaç kamu malların özel mülkiyete geçirilmesi ve belediyelere seçim öncesi, seçim yatırımı olanağının getirilmesidir. Çünkü bu düzenleme sadece belediye ve mücavir alan sınırları içindeki taşınmazları kapsamaktadır. Belediyelerin gerek eleman, gerekse araç ve gereç açısından bu tür bir uygulamayı yapacak gücü olmadığından her yer satılığa çıkarılacak, yeni talan ve vurgunların önü açılacaktır. Belediyelere düşük gelirli gruplardan bir kaynak transferi mümkün olmadığı gibi, villa, apartman gibi kaçak yapılaşmalardan asgari düzeyde bir gelir elde edilecektir.
Diğer bir husus da; belediyelere devredilen taşınmaz malların öncelikle imar planları ve imar uygulaması yapılmasının gerektiği, imar planı ve/veya imar uygulaması yapılmadan kadastral parsel üzerinden yapılan satışlarda, düzenleme ortaklık payına ilaveten satışı yapılan arazinin düzenlemeden önceki yüzölçümünün % 20'sinin, satış bedelinden aynı oranda düşülmek kaydıyla eğitim ve sağlık tesisleri ile diğer resmi tesis alanları için ayrılabileceği de tasarı da öngörülmektedir. Böylece plansız ve çarpık yapılaşmış işgalli alanların yeniden düzenlendiği, bu yolla kentleşme ilkelerine uygun dokunun oluşması amaçlandığı belirtilmektedir.
Plan, bir hedefin gerçekleştirilmesi amacıyla geleceğe yönelik kararların üretilmesidir. Hem amacın hem de bu amaca ulaşmak için gerekli olan araçların eylem/uygulama öncesinde belirlenmiş olmasını içerir. Planlama, sorun alanların tespit edilmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik mekansal, yönetsel, mali çözümlerin getirilmesidir. Probleme yönelik alternatif öneriler getirilerek, en uygun alternatifin seçilmesidir. Kent planları kamu yararı temel alınarak hazırlanan belgelerdir. Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelikte imar planı; "belde halkının sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılamayı, sağlıklı ve güvenli bir çevre oluşturmayı, yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen ve bu amaçla beldenin ekonomik, demografik, sosyal, kültürel, tarihsel, fiziksel özelliklerine ilişkin araştırmalara ve verilere dayalı olarak hazırlanan, kentsel yerleşme ve gelişme eğilimlerini alternatif çözümler oluşturmak suretiyle belirleyen, arazi kullanımı, koruma, kısıtlama kararları, örgütlenme ve uygulama ilkelerini içeren pafta, rapor ve notlardan oluşan belgedir" şeklinde tanımlanmıştır.
Bilindiği üzere ülkemizde, kentsel gelişme ve bu gelişme neticesinde oluşacak mekansal biçimlenme büyük ölçüde piyasa güçlerinin etkinliklerine bırakılmıştır. Planlamanın etkisizleştirildiği, reddedildiği bir ortamda sağlıklı ve yaşanabilir ve güvenli bir kent ortamının oluşması beklenmemelidir. Planlamayı yatırımların önünde engel gören, planlama ve imar düzenlemesine karşı çıkan zihniyet "İmar Affı" gündeme geldiğinde planlamayı hatırlamaktadır. Ancak bu kez hatırlanan ise; mevcut durumu yasallaştırmak şeklinde bir planlama anlayışıdır. Bu anlayıştan planlama olarak söz etmek mümkün olamaz. Bu ancak, yasa dışılığa kılıf dikme, köstüm giydirme operasyonudur.
İmar mevzuatına aykırı olarak Hazine arazilerinin işgal edilerek fiili bir durum yaratılmış alanların yasallaştırılması amacıyla planlama yapılması, planlamayı bertaraf etmektedir. Bugün Hazine arazileri üzerinde bulunan yerleşmelerin büyük bir kısmı su havzaları üzerinde, orman sınırları dışına çıkan alanlarda, kıyı alanları, tarım alanları üzerinde bulunmaktadır. Kent bütününde ve çevresi ile birlikte değerlendirildiği zaman bu alanların yapılaşmaya açılmaması gerekmektedir. Ayrıca sanayi açısından uygun yer seçimi olmayan, kenti ve çevresini kirleten, turizm açısından uygun olmayan yapılarda planlanmak suretiyle "İmar Affı" kapsamına alınacaktır. Sonuçta planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine, imar mevzuatına ve kamu yararına aykırı yapılar yapılacak "imar planları" ile yasallaştırılmaktadır. Ayrıca jeolojik açıdan sakıncalı olan alanlarda, fay hatlarında, zeminlerde yapı bulunması kabul edilmektedir.
Plansız yapılan teknik ve sosyal altyapı açısından yeterli olmayan alanların "imar planı" ile yaşam kalitesinin de yükseltilmesi mümkün görülmemektedir. Bu alanlar çok yoğun ve düzensiz, kendiliğinden geliştiğinden bir imar uygulamasına tabii tutulması da olanaklı değildir. Bu alanlardan düzenleme ortaklık payı alınamayacağı da ortadadır.
İmar planların ne amaçla yapılacağı da önemlidir. Planlar kamu yararı için yapılmaktadır. Hazine arsa ve arazilerinde yapılacak imar planları, bir rant yaratma aracı haline getirilmemelidir. Kamuya ait taşınmaz mallar herkesin ortak malıdır. Bu taşınmazlar üzerinde gelecek nesillerin de hakkı bulunmaktadır. Bu taşınmaz malların işgalcilere verilmesi ve üzerinde rant yaratılması sosyal adalet, sosyal devlet anlayışı ile ters düşmektedir.
Ayrıca kıyı alanlarında, orman alanlarında, Boğaziçi alanlarında ve diğer özel kanunla belirlenmiş alanlarda mevzuata aykırı olarak ikinci konut ve apartman yapanların özel çıkarlarını koruyan, bunları en çoğa çıkartan bir yaklaşımla planlama yapılamaz. Kamu çıkarları ile çelişen bu tür planların reddetmek gerekmektedir.
Kamu arsa ve arazileri kentsel gelişmenin yönlendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Piyasa eğilimleri dışında, kamu yararı çerçevesinde kentin mekansal biçimlenişinin ve gelişiminin yönlendirilmesinde kamu arazileri etkili olmaktadır. Ayrıca kamu arazileri kentsel alanda yeterli olmayan ve ihtiyaçları karşılamaktan uzak olan sosyal ve teknik altyapı alanlarının sağlanmasında bir işlevde görmektedir. İmar planlarının uygulanması ile elde edilen % 35'lik DOP yetersiz kalmaktadır. Bu yetersizlik kamunun kentsel arazi stokunun bulunduğu koşullarda, yetersizlik kamu arazisiyle kapatılmaktadır. Kamu arazilerinin diğer bir önemli işlevi de, toplumda düşük gelir gruplarının ihtiyaçlarına yönelik projelerin üretilmesinin sağlanmasıdır. Kamu arazileri maliyetleri düşürmekte ve sosyal devlet anlayışı doğrultusunda toplumun kalkınmasına katkıda bulunmaktadır. Dolayısıyla, kamu arazileri toplumun belli bir kesimleri için değil, tüm toplum için kullanılan planlama aracı haline gelmektedir.
Tasarının kanunlaşarak yürürlüğe girmesinin ardından, Hazineye ait taşınmazlar üzerinde yapılan her türlü yapı ve tesislerin Hazineye intikal edeceği ve herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyecekleri de hükme bağlanmaktadır. Zaten üzerinde yapılaşma olsa da hazineye ait taşınmaz mallar Hazinenin olduğundan bunun tekrarlanmasının bir anlamı bulunmamaktadır. Bu hükmü düzenleyen maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere, bundan sonra yapılacak kaçak yapılar için bir yaptırım getirmediği gibi caydırıcı olmamaktadır. Aksine eşitlik ilkesine aykırı olmaktadır. Konunun mahkemelere intikal etmesi halinde tasarıda belirtilen 31.12.2000 tarihinin bugüne çekilmesi mümkün olabilir. Sonuçta getirilen "İmar Affı" bundan sonraki kaçak yapıların önlenmesine dair bir hüküm içermediği gibi, teşvik etmektedir.
Asgari Değerle Satış Gerçekleştirilmekte
- Tasarının 3. maddesinde bazı ekonomik amaçlı kullanımlar için satılacak Hazineye ait taşınmazların bedelinin 492 sayılı Harçlar Kanununun 63 üncü maddesiyle yer alan harca değer üzerinden belirleneceği hükme bağlanmaktadır. Bu değer esas itibariyle Emlak Vergisi Kanunu uyarınca yeniden değerlenme oranı ile artırılmaktadır. Emlak Vergisi Kanunu uyarınca tespit edilen "asgari" değerin taşınmazın gerçek veya piyasa fiyatının çok altında kalmaktadır. Bu nedenle Hazine arazilerin bu değer üzerinden satılması kamu yararına aykırı uygulamaları beraberinde getirecek, kamu zarara uğratılacaktır. Böylece iktidarın en başından beri kamuya kaynak yaratmak şeklinde oluşturduğu söylemin de asılsız olduğu açığa kavuşmaktadır.
Zaman ve Maliyet Kaybı Yaratılacaktır
- Tasarının 6. maddesinde ".. bu süre içinde cevap verilmezse olumlu görüş verilmiş sayılır" hükmü, bazı konularda yasal açıdan olumsuz görüş verilmesi gerekirken olumlu görüş verilmiş gibi kabul edilecektir. Hukuksal açıdan sorunlar yaşanacak, tam tersine zaman kaybına ve maliyet kaybına neden olacaktır.
Küreselleşen Sermayeye Hizmet edilmektedir
- Tasarının 18. maddesi ile; yabancı uyruklu gerçek kişiler ile ticaret şirketleri Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde otuz hektara kadar taşınmaz edinme olanağı sağlanmakta, bu miktarın üzerinde yetki Bakanlar kuruluna verilmektedir. Bu maddenin uygulanamayacağı yerleri belirleme yetkisi de Bakanlar kuruluna verilmektedir. Ancak kamu yararı, ülke güvenliği ve çevre açısından bu hüküm ciddi kaygılar getirmektedir. Küreselleşen sermayenin önündeki sınırlar kaldırılmaktadır. Kamu kurumları sermayenin hizmetine sokulmaktadır.
İmar affı yönündeki çalışmalar sadece anılan yasa tasarısı ile kısıtlı kalmamaktadır. Bir süredir gündemde olan ve uygulanmaya da başlanmış bulunan kimi yasal düzenlemeler de imar affı kapsamında ele alınabilecek uygulamaları öngörmektedir.

Okunma Sayısı: 9851

Tüm Raporlar

 
Copyright © 2007-2021
TMMOB Şehir Plancıları Odası

 
ATATÜRK BULVARI BULVAR APT. 219/ 7 ÇANKAYA/ANKARA
TEL: (+90) 312 418 30 75   FAKS:(+90) 312 417 90 55
e-POSTA: spo@spo.org.tr

Oda aidatlarınızı kredi kartınızla güvenli bir ortamda ödeyebilirsiniz.

ÜYE HAKLARI VE GÜVENLİ AİDAT ÖDEME

Hesap No'larımız:
POSTA ÇEKİ = 107581
İŞ BANKASI =TR 150 00 64 00 000 142 990 496 497
VAKIFBANK =TR 230 00 150 01 58 00 184 530 2308
GARANTİ BANKASI =TR 33 000 62 000 52 80 000 62 99 383

Key Yazılım Çözümleri A.Ş.