Etik İlkeler Özlük Hakları

8 KASIM DÜNYA ŞEHİRCİLİK GÜNÜ BİLDİRGESİ

Yayına Giriş Tarihi
06.11.2026
Güncellenme Zamanı
-
Yayınlayan Birim
MERKEZ
Görüntüleme
61
Okunma Sayısı: 61

8 KASIM DÜNYA ŞEHİRCİLİK GÜNÜ 50. KOLOKYUMU  | 10. TÜRKİYE ŞEHİRCİLİK KONGRESİ

DÜNYA ŞEHİRCİLİK GÜNÜ BİLDİRGESİ

TMMOB Şehir Plancıları Odası öncülüğünde yarım asırdır kesintisiz sürdürülen Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu’nun 50’ncisi ile her beş yılda bir meslek alanımızın tarihsel muhasebesini yapıp gelecek ufkunu çizen Türkiye Şehircilik Kongresi’nin 10’uncusu; ülkemizin, kentlerimizin ve mesleğimizin içinden geçtiği ağır tarihsel sürecin tam ortasında gerçekleştirilmektedir. Mesleki değerlerin, kamusal aklın ve toplumsal adaletin kuşatma altına alındığı bu kritik eşikte; geçmişten alınan gücü, bugün verilen onurlu mücadele ve yarın kurulacak aydınlık geleceği simgeleyen 10. Kongre ve 50. Kolokyumun ana teması "Miras - Mücadele - Umut" olarak belirlenmiştir.

Yarım yüzyıl boyunca bu buluşmalarda üretilen bilgi, yapılan uyarılar ve geliştirilen öneriler, Türkiye’nin kentleşme deneyiminin ortak hafızasını oluşturmaktadır. Bu hafızada kamusal kazanımlarımız kadar, bilimsel uyarılara rağmen önlenemeyen kayıplarımızın da izleri vardır. Elli yılın ardından mirasımıza sahip çıkmak, bu birikimin bugünün kararlarına yön vermesini sağlama sorumluluğu taşımaktır. Geçmişte dile getirdiğimiz sorunların ağırlaşarak sürmesi, planlama bilgisinin karar süreçlerinde neden karşılık bulamadığını ve toplum yararına uygulamaların önündeki engelleri yeniden değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

Şehircilik disiplini; doğası gereği yalnızca fiziksel mekânı düzenleyen teknik bir uğraş değildir. Toplumun genel yararını odağına alan, doğal ve kültürel varlıkların kuşaklar ötesi korunmasını esas sayan, bilimin rehberliğini toplumsal yararla buluşturan kamucu ve politik bir disiplindir. Ne var ki bugün ülkemizde hüküm süren siyasal ve iktisadi düzen, planlamanın temsil ettiği bu kamusal ve bilimsel değerlerin tam karşısında konumlanmaktadır.

Bugün 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü’nü; Anayasal sorumlulukları, bilimsel doğrular, şehircilik ilkeleri ve kamu yararı doğrultusunda görev yapan çok sayıda meslektaşımızın haksız biçimde gözaltına alındığı, tutuklandığı, yargı eliyle sindirilmeye çalışıldığı ve ağır tehditler altında mesleğini yürütmek zorunda bırakıldığı bir atmosferde karşılıyoruz. Kent suçlarına geçit vermeyen, kamusal alanları ve halkın hakkını savunan meslektaşlarımızın ve Oda yöneticilerimizin hedef haline getirilmesi, hukuksuzluğun istisna olmaktan çıkıp bir yönetim pratiğine dönüştüğünün en somut göstergesidir.

Meslektaşlarımızın özgürlüğünü savunmak; toplumun bağımsız, bilimsel ve kamu yararını gözeten planlama hizmetine erişim hakkını savunmaktır. Bir şehir plancısının bilimsel görüşünü özgürce açıklayabilmesi, hukuka ve şehircilik ilkelerine aykırı taleplere itiraz edebilmesi ve mesleki sorumluluğunu baskı altında kalmadan yerine getirebilmesi yaşamsal önemdedir. Uzmanlığın cezalandırılma korkusuyla susturulduğu bir ortamda kamusal denetim zayıflamakta, yanlış kararların toplumsal maliyeti büyümektedir. Mesleki faaliyetlerin suç gibi gösterilmesini reddediyor, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını talep ediyoruz.

Bu baskı ortamı, kentlerin yönetiminden ve yerel demokrasiden bağımsız değildir. Halkın iradesiyle göreve gelen yerel yönetimlerin idari ve mali kıskaca alınması, yetkilerinin kısıtlanması ve kamucu-toplumcu belediyecilik pratiklerinin engellenmesi; kentleri ve yurttaşları cezalandırma politikasına dönüşmüştür. Merkeziyetçi tahakküm, yerelin söz ve karar hakkını gasp ederken planlama süreçlerini de demokratik katılımdan tümüyle koparmaktadır.

Oysa yerel demokrasiye sahip çıkmak; yurttaşların seçme, temsil edilme, kamusal hizmetlerden yararlanma ve yaşam çevrelerinin geleceğini belirleme hakkına sahip çıkmaktır. Yerel yönetimlerin mali kaynaklarını, uzman kadrolarını ve kurumsal sürekliliğini zayıflatan müdahaleler, kentlerin sorun çözme ve risklere hazırlanma kapasitesini de aşındırmaktadır. Merkezi ve yerel yönetimler arasındaki ilişkiler; açık yetki ve sorumluluk paylaşımına, hukuka ve kamusal iş birliğine dayanmalıdır. Tüm yönetimler için şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesini savunurken, halkın demokratik iradesini ve yerel hizmetlerin sürekliliğini zedeleyen haksız müdahalelerin karşısında duruyoruz.

Planlamanın kamusal sorumluluğunu yerine getirebilmesi, bu alanda bilgi ve hizmet üretenlerin eğitim ve çalışma koşullarıyla doğrudan ilişkilidir. Derinleşen ekonomik ve kurumsal kriz, meslektaşlarımızın geçim olanaklarını daraltırken nitelikli planlama hizmeti üretimini de güçleştirmektedir. 

Serbest şehircilik büroları; ihale süreçlerinde hizmetin niteliği ve emeğin karşılığını gözetmeyen koşullarda, artan maliyetler, eriyen hizmet bedelleri ve iş sürekliliği belirsizliği altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Mesleki yeterlilik ve yetkilendirme düzenlemeleri adil ve şeffaf olmalı; mesleki deneyimin yanı sıra genç meslektaşlarımızın mesleğe katılım ve gelişim olanaklarını da gözetmelidir.

Ücretli çalışan meslektaşlarımızın maruz kaldığı düşük ücretler, güvencesizlik ve ağır çalışma koşulları ise mesleki sorumluluklarını yerine getirmelerini sınırlamaktadır. 

Kamu kurumlarında uzmanlık ve liyakatin aşındırılması, teknik değerlendirmelerin idari ve siyasi baskıya açık hale getirilmesi kamu yararını savunmayı zorlaştırmaktadır. Bilimsel görüşünü açıklayan, meslek ilkelerine sahip çıkan ve yanlış kararlara itiraz eden hiçbir şehir plancısı, işini ve geleceğini kaybetme kaygısı taşımamalıdır. Adil ücret, güvenceli istihdam ve mesleki bağımsızlık; sağlıklı ve güvenli yaşam çevreleri kurmanın temel şartıdır.

Bu tablonun oluşmasında eğitim politikalarının da doğrudan sorumluluğu bulunmaktadır. Yeterli akademik kadro ve altyapı sağlanmadan açılan bölümler, üniversiteler arası olanak eşitsizlikleri ve kapasiteyle uyumsuz kontenjanlar planlama eğitiminin niteliğini zedelemektedir. Bölüm ve kontenjan kararları; ülkenin uzun vadeli planlama ihtiyaçları, eğitim kapasitesi ve istihdam koşulları birlikte değerlendirilerek alınmalıdır. Üniversitelerde bilimsel özerkliğin ve akademik özgürlüğün korunması, öğrencilerin araştırarak, tartışarak ve kent yaşamıyla ilişki kurarak yetişmesinin tek güvencesidir.

Yerleşmelerimizin kapsamlı planlama çalışmalarına ihtiyacı büyürken genç şehir plancılarının işsizlikle boğuşması, kamusal ihtiyaçlarla istihdam politikaları arasındaki kopukluğu açıkça göstermektedir. Afet risklerinin azaltılması, iklim değişikliğine uyum, doğal ve kültürel varlıkların korunması ile barınma ve ulaşım sorunlarının çözümü için merkezi ve yerel yönetimlerin uzman kadroları güçlendirilmelidir. Genç meslektaşlarımızın bilgisi ve emeği bu toplumsal ihtiyaçlarla buluşturulmalı; deneyimli kadroların birikimini aktarabildiği, kurumsal hafızanın korunduğu çalışma ortamları yaratılmalıdır. Mesleğimizin geleceğine sahip çıkmak, toplumun planlama ihtiyacını karşılayacak kamusal kapasiteyi bugünden kurmayı gerektirmektedir.

Meslek alanımızın yaşadığı bu çok boyutlu sorunların temelinde, şehir planlamanın toplumsal özünden koparılması yatmaktadır. Bütüncül ilkelerden uzak, parçacıl yer seçimi kararları kentlerin sağlıklı gelişimini engellemektedir. Planlama, afet ve riskleri öngörüp yönetecek en temel bilimsel araçken; bu gerçek göz ardı edilerek dere yatakları ve sıvılaşma riskli alanlar imara açılmakta, doğa olayları kendi elimizle yıkıcı afetlere dönüştürülmektedir.

Kentlerin afetlere hazırlanmasını sürekli erteleyen, afet sonrasında ise başarıyı yalnızca inşaat hızı ve konut sayısı üzerinden tanımlayan anlayışın toplumsal sonuçlarıyla yüzleşmek zorundayız. Risk azaltımı; yapı güvenliğinden başlayarak yer seçimi, yoğunluk, arazi kullanımı, ulaşım, altyapı ve kamusal hizmetlerin bütüncül biçimde ele alınmasını gerektirir. Yaşanacak kayıpların boyutunu; tehlikeye maruz kalan nüfusun büyüklüğü, sosyo-ekonomik koşullar, hizmetlere erişim ve kurumsal hazırlık düzeyi belirlemektedir. Hastanelerin, okulların, ulaşım, enerji ve su sistemlerinin afet anında kesintisiz işleyebilmesi yerleşme bütününde planlanmalıdır. Sakınım yaklaşımı; her ölçekteki plana, kamu yatırımına ve bütçeye bağlayıcı bir sorumluluk olarak yerleştirilmelidir.

İklim değişikliği bu sorumluluğu daha da acil kılmaktadır. Aşırı sıcaklar, kuraklık, sel, taşkın ve orman yangınları karşısında kentsel ve kırsal yerleşimelerimiz ile üretim alanlarımız dirençli hale getirilmelidir. Su, enerji, gıda ve ulaşımın birbirine bağlı olduğu yerleşme sistemlerinde, tek bir alandaki aksama tüm sistemdeki riskleri büyütmektedir. Bugünün yer seçimi ve altyapı kararlarını geçmişin iklim verilerine göre almak, gelecek kuşakları çok daha ağır tehlike ve maliyetlere mahkûm etmektir.

Kuşaklar ötesi yarar anlayışıyla mutlak suretle korunması gereken doğal alanlarımız ve su havzalarımız, tüm bilimsel uyarılara rağmen sermayenin kısa vadeli çıkarlarına feda edilmektedir. İmar Kanunu’nda sıkça tanınan istisnalar, ayrıcalıklı imar hakları ve imar afları; kaçak, güvencesiz ve plansız yapılaşmayı kural haline getirmektedir. Sınırsız kentsel yayılma, 2B ve benzeri uygulamalarla ormanlarımız, meralarımız ve tarım topraklarımız geri dönülmez biçimde kaybedilmektedir. Gelinen noktada planlama, temel meşruiyet kaynağı olan kamu yararından koparılarak siyasi baskı ve yönlendirmelerle piyasa ve rant odaklı sermaye birikiminin aracına dönüştürülmektedir.

Ancak bu karanlık tabloya rağmen; geçmişten bugüne TMMOB Şehir Plancıları Odası çatısı altında muazzam bir bilimsel, toplumsal ve politik birikim inşa edilmiştir. On yıllara yayılan özverili çalışmalarla belli ölçüde mesleki kurumsallaşma oluşturulmuş, kentlerimiz ve mesleğimiz adına önemli kazanımlar elde edilmiştir. İşte bu köklü miras sayesinde inşa edilen sağlam zemin; örgütlü gücümüz ve ödün vermediğimiz mesleki etik ilkelerimizle birleşerek, bugünkü direngen hattımızı, mücadelemizi ve gelecek umudumuzu besleyen en temel güç olmaktadır. 50. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu ve 10. Türkiye Şehircilik Kongresi’nin, bu ortak aklı tahkim ederek geleceğe dair umudu büyüteceğine olan inancımız tamdır.

Bu umudun gücü, nasıl bir gelecek istediğimizi ortaya koyabilmemizden ve onu kurmak için birlikte üretmemizden gelmektedir. Her yaştan ve her kesimden insanın güvenli ve sağlıklı bir çevrede yaşayabildiği; barınma, güvenceli çalışma ve bakım ihtiyaçlarının karşılandığı; herkesin kamusal hizmetlerden eşit biçimde yararlandığı kentler istiyoruz.

Doğal ve kültürel varlıkların korunduğu, bilimsel uzmanlığın özgürce çalışabildiği, toplumun kendi yaşam çevresi üzerinde söz sahibi olduğu bir ülke için sorumluluk üstleniyoruz. Çünkü bugün alınan her planlama kararının, gelecek kuşakların yaşamını biçimlendirdiğinin bilincindeyiz.

Şehir plancıları olarak bir kez daha yüksek sesle ifade ediyoruz: Yaşadığımız mesleki sorunlar, kentlerimizin maruz kaldığı yıkım ve karşılaştığımız baskı, tehdit ve hukuksuzluklar asla tesadüf değildir. Bu saldırılar; rant ve talan düzeninin karşısında bilimi, doğayı, kamusal alanı ve halkın yararını savunan örgütlü irademizin bir sonucudur.

TMMOB Şehir Plancıları Odası ve bir bütün olarak planlama meslek alanı; dün olduğu gibi bugün ve yarın da kamu yararı ve toplumsal sorumlulukları doğrultusunda mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Kamusal alanı ve meslek ilkelerimizi savundukları için özgürlükleri gasp edilen yol arkadaşlarımızla, meslektaşlarımızla; özgür günlerde, adil ve aydınlık kentlerde yeniden kucaklaşıp birlikte üreteceğimiz günler yakındır.

Yarım asırlık mirasımızdan, tüm üyelerimizden, öğrencilerimizden, akademisyenlerimizden ve tüm bileşenlerimizden aldığımız güçle; kentlerimizi, doğamızı, mesleğimizi ve geleceğimizi savunmak için TMMOB Şehir Plancıları Odası çatısı altında omuz omuza mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz!

Bu düşüncelerle; 50. Dünya Şehircilik Günü Kolokyumu ve 10. Türkiye Şehircilik Kongresi’ne ev sahipliği yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İstanbul Planlama Ajansı’na, düzenleyici ortaklarımız olan Gebze Teknik, İstanbul Teknik, İstanbul, Mimar Sinan Güzel Sanatlar ve Yıldız Teknik Üniversitelerine, hazırlık sürecinin her aşamasında yoğun emek veren tüm kurullarımıza, çalışma arkadaşlarımıza ve öğrencilerimize teşekkür ediyoruz. Sunumları, bildirileri ve tartışmalarıyla kamusal bilginin üretilmesine katkı sunacak tüm katılımcılarımıza hoş geldiniz diyor; başta meslektaşlarımız ve öğrencilerimiz olmak üzere tüm yurttaşlarımızın 8 Kasım Dünya Şehircilik Günü’nü kutluyoruz.


TMMOB Şehir Plancıları Odası 

TMMOB
Şehir Plancıları Odası

Çerez Politikası & Gizlilik Sözleşmesi

Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için amaçlarla sınırlı ve gizliliğe uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Çerezleri nasıl kullandığımızı incelemek ve çerezleri nasıl kontrol edebileceğinizi öğrenmek için Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz

kişisel verilerinizin Odamız tarafından işlenme amaçları konusunda detaylı bilgilere KVKK sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

"/> woman-female